Şikayet ve İhbar Hakkının Sınırları: Beraat Halinde Tazminat Sorumluluğu
Hukuki bir uyuşmazlıkta veya maruz kalınan bir eylemde, anayasal bir hak olan şikayet ve ihbar hakkını (suç duyurusu) kullanmak, hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Ancak uygulamada vatandaşların en büyük çekincesi, "Ya şikayet ettiğim kişi beraat ederse? Bana 'iftira attın' diyerek tazminat davası açar mı?" sorusudur.
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yakın tarihli bir kararı, bu konudaki hukuki belirsizliği giderecek kriterleri netleştirmiştir. Mahkeme; bir kişinin ceza mahkemesinde beraat etmesinin, şikayetçi olan tarafın otomatik olarak manevi tazminat ödemek zorunda kalacağı anlamına gelmediğine hükmetmiştir.
Uyuşmazlığın Arka Planı: Boşanma Sürecindeki İddialar
Anayasa Mahkemesi’nin incelemesine konu olan somut olayda süreç şöyle gelişmiştir:
Bir öğretmen (başvurucu), boşanma aşamasındadır. Eşinin vekili olan avukat kendisini arayarak; “Elimde birden fazla gönül ilişkisi dokümanı var, anlaşmalı boşanmazsanız bunları Milli Eğitim Bakanlığı’na sunarım, mesleğinizden olursunuz” şeklinde beyanlarda bulunur.
Bu beyan üzerine öğretmen, görüşmeyi kayda alarak avukat hakkında "Tehdit, Şantaj ve Hakaret" suçlarından şikayetçi olur. Ceza yargılaması sonucunda mahkeme, avukatın sözlerini "uzlaşma çabası" kapsamında değerlendirerek beraat kararı verir. Beraat eden avukat ise karşı hamle yaparak, "kişilik haklarının zedelendiği" iddiasıyla öğretmene karşı manevi tazminat davası açar ve yerel mahkeme öğretmeni tazminata mahkum eder.
Anayasa Mahkemesi'nin Değerlendirmesi
Öğretmenin yaptığı bireysel başvuru neticesinde Yüksek Mahkeme şu tespiti yapmıştır: Bir suç duyurusunun sonucunda beraat kararı verilmesi, şikayette bulunan kişi aleyhine tazminata hükmedilmesi için tek başına yeterli bir gerekçe olamaz. Bu durum, vatandaşların hak arama özgürlüğünü kullanmaktan çekinmesine yol açar.
Tazminat Sorumluluğu İçin 5 Kritik Kriter
Hukuk mahkemeleri, "haksız şikayet" iddiasıyla açılan tazminat davalarında, sadece ceza mahkemesinin beraat kararına odaklanmamalıdır. Hakimin, şikayet hakkı ile kişilik hakları arasındaki dengeyi kurarken şu soruları yanıtlaması gerekir:
- Emaranin Varlığı (Makul Şüphe): Şikayet anında, suçu gösteren en ufak bir belirti veya ipucu (emare) mevcut muydu? (Söz konusu olayda ses kaydı ve "meslekten olma" tehdidi yeterli emare sayılmıştır.)
- Zarar Verme Kastı: Başvuru gerçekten hak arama amacıyla mı yapıldı, yoksa tek amaç karşı tarafı taciz etmek veya huzursuz etmek miydi?
- Maddi Vakıa ile Bağlantı: Şikayet konusu, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlıkla (örneğin boşanma davası) bağlantılı mı?
- Kamu Görevi İlişkisi: Şikayet edilen kişi, bu eylemi bir kamu görevini veya mesleki faaliyeti (avukatlık gibi) yerine getirirken mi gerçekleştirdi?
- Etki Analizi: Sarf edilen ifadeler ve şikayet süreci, karşı tarafın hayatını ve itibarını ne ölçüde etkiledi?
Sonuç: Hak Arama Özgürlüğü Esastır
Elinizde şüphelenmenizi gerektirecek makul sebepler (emareler) bulunduğu ve amacınızın sırf zarar vermek olmadığı (kötü niyet taşımadığınız) sürece; savcılığa başvurmak anayasal bir haktır. Savcılığın takipsizlik kararı vermesi veya mahkemenin beraat hükmü kurması, otomatik olarak tazminat sorumluluğu doğurmaz. Hukuk mahkemeleri, yukarıdaki kriterleri gözetmeden verecekleri tazminat kararlarıyla hak arama hürriyetini ihlal etmiş sayılacaktır.