3 Haziran 2026

CMK 134 İptal Kararı: Dijital Arama ve El Koymada Kişisel Veri Güvencesi

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel
Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Maddi Olayın Özeti

İptal davasına konu normatif uyuşmazlık, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma" başlıklı 134. maddesinin anayasal denetimine ilişkindir. Anılan maddenin birinci fıkrası, bir suç soruşturmasında somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde, hâkim kararıyla şüphelinin dijital kütüklerinde arama yapılmasına, kopyalanmasına ve metin hâline getirilmesine izin vermekteydi. Maddenin ikinci fıkrası ise şifreleme veya gizleme nedeniyle verilere ulaşılamadığı durumlarda, çözümün yapılabilmesi amacıyla ilgili cihazlara el konulabilmesini kurala bağlamıştı. Somut norm denetimi talebinde, dijital materyallerin doğası gereği bireyin tüm özel yaşamını, hassas verilerini ve kişisel arşivini barındırdığı; buna karşın mevcut yasal metinde bu verilerin güvenliği, saklanma süresi ve imhasına dair anayasal sınırları karşılayan net bir yasal koruma kalkanı bulunmadığı ileri sürülerek iptali talep edilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, söz konusu kuralları Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi ışığında, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan sınırlama ölçütleri ile Anayasa’nın 20. maddesinde güvenceye bağlanan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ekseninde tetkik etmiştir. Mahkeme, ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşılarak suçla etkin mücadele edilmesini ve kamu düzeninin sağlanmasını hedefleyen bu koruma tedbirlerinin anayasal düzeyde meşru bir amaca hizmet ettiğini ve demokratik toplum düzeninde zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiğini başlangıçta saptamıştır. Koruma tedbirinin uygulanmasında somut delillere dayalı kuvvetli şüphe aranması ve tedbire "son çare" (ultima ratio) olarak başvurulabileceğinin kurala bağlanması kanunilik ve elverişlilik kriterleri yönünden uyumlu bulunmuştur.

Bununla birlikte, dijital delillerin klasik delil araçlarından farklılaşan karmaşık ve kümülatif yapısı, anayasal güvencelerin çok daha sıkı tatbik edilmesini zorunlu kılar. Bireylerin bilgisayarları ve dijital kütükleri; din, felsefi inanç, cinsel yönelim veya mahkûmiyet verileri gibi Anayasa bağlamında katı koruma altındaki özel nitelikli kişisel verileri ihtiva edebilir. Ölçülülük ilkesinin en kritik alt unsurlarından biri olan orantılılık testi kapsamında, temel hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen araç arasında adil bir dengenin kurulması gerekir. Bu dengenin varlığından söz edilebilmesi için, kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu teknik ve idari önlemlerin, şeffaflık mekanizmalarının ve saklama sınırlarının açıkça kanunla düzenlenmesi esastır.

AYM denetiminde, dava konusu kuralların orantılılık ve belirlilik testlerini geçemediği sonucuna varılmıştır. Kanun koyucu, ceza adaleti çerçevesinde delil elde etmek adına dijital verilere müdahale yetkisi tanırken, bu verilerin yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonraki hukuki akıbetini tamamen belirsiz bırakmıştır. Verilerin saklanma şartları, ne kadar süreyle muhafaza edileceği, hangi kriterlerle silineceği veya silinemediği durumlarda veri işlemenin nasıl sınırlandırılacağına dair yasal bir mevzuat oluşturulmamıştır. Kanuni belirlilik ilkesi gereğince, temel hakları sınırlayan normların duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta ve nesnellikte olması şarttır. Yasal düzeydeki bu yapısal güvence eksikliği, koruma tedbirini orantısız bir müdahaleye dönüştürmüştür. Yüksek Mahkeme bu temel hukuki eksikliği şu gerekçeyle netleştirmiştir:

"Kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra saklanmasına, silinmesine, buna ilişkin süre ve usule, silinmediği takdirde verilerin işlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin gerekçe ve yönteme, ilgili kişinin bu verilerin silinmesine veya sınırlandırılmasına ilişkin olarak sahip olduğu haklara dair herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmemiştir."

Sonuç

Anayasa Mahkemesi, CMK'nın 134. maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü ile ikinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğuna ve İPTALİNE oyçokluğuyla karar vermiştir. Bu ana bölümlerin iptali nedeniyle uygulanma kabiliyeti kalmayan maddenin kalan kısımları da (üçüncü ve dördüncü fıkralar dahil) sirayet etkisiyle iptal edilmiştir. Ancak, dijital delil elde etme mekanizmasının tamamen ortadan kalkmasının yaratacağı anayasal ve kurumsal boşluğun kamu yararını zedelememesi adına, yasama organına yeni bir yasal düzenleme yapma fırsatı tanınmıştır. Bu amaçla, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi oybirliğiyle kurala bağlanmıştır.

Esas Sayısı : 2023/128 Karar Sayısı : 2026/36