Gerekçeli Karar Hakkı İhlali: Ecrimisil Davasında Savunmaların Karşılanmaması
Maddi Olayın Özeti
Başvurucu şirket, İstanbul ili Beylikdüzü ilçesinde bulunan bir taşınmazı 1/7/2002 tarihinde yapılan kira sözleşmesiyle kiralamıştır. Taşınmazın 1/3 hissesi 19/1/2007 tarihinde ihale usulü ile satılmış; ihalenin feshine ilişkin davanın reddedilmesi üzerine satış 13/10/2014 tarihinde kesinleşmiştir. Yeni malik A.R.D., 21/11/2014 tarihinde gönderdiği ihtarname ile hissesine düşen kira bedellerinin kendisine ödenmesini talep etmiştir.
Taşınmazın mülkiyetine ilişkin üçüncü kişilerce açılan yolsuz tescil davaları ve mülkiyet ihtilafları nedeniyle başvurucu, kira borcunu kime ödeyeceği konusunda tereddüt yaşamış ve Büyükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesinden tevdi mahalli tayini talep etmiştir. Mahkeme talebi kabul ederek kira bedellerinin T.C. Ziraat Bankası nezdinde açılan bir hesaba yatırılmasına karar vermiş; başvurucu da bu hisseye düşen bedelleri düzenli olarak hesaba yatırmıştır.
Yeni malik A.R.D., 2018 yılında başvurucu aleyhine "fuzuli şagil" (haksız işgalci) olduğu iddiasıyla ecrimisil davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, yeni malikin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca kira sözleşmesinin tarafı haline geldiğini belirterek davayı reddetmiştir. Ancak istinaf aşamasında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, kira ödeme yükümlülüğünün devam ettiğini ve tevdi mahalline yapılan ödemelerin ecrimisil sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını savunarak başvurucuyu haksız şagil kabul etmiş ve davayı kabul etmiştir. Yargıtay’ın onama kararı üzerine başvurucu, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını "gerekçeli karar hakkı" kapsamında incelemiştir. Mahkeme öncelikle "ecrimisil" ile "kira alacağı" arasındaki temel farkı vurgulamıştır. Ecrimisil, hak sahibinin rızası dışında kötü niyetli işgalden doğan bir tazminat niteliğindeyken; kira ilişkisi karşılıklı irade beyanına dayanan bir alacak hakkıdır.
AYM, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında gerekçeli karar hakkının, tarafların davanın sonucuna etkili iddia ve itirazlarının kararda karşılanmasını zorunlu kıldığını hatırlatmıştır. Mahkeme bu durumu şu şekilde ifade etmiştir:
"Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur."
Somut olayda AYM, Bölge Adliye Mahkemesinin kararındaki temel eksiklikleri şu kriterler üzerinden saptamıştır:
- İhtarname İçeriğinin Göz Ardı Edilmesi: Yeni malik tarafından gönderilen ihtarnamede başvurucunun kiracılık sıfatı kabul edilmiş ve taşınmazdan tahliye talep edilmemiştir. İstinaf dairesi, bu irade beyanını ve başvurucunun hukuki durumuna etkisini gerekçesinde tartışmamıştır.
- İyiniyet ve Ödeme Gayreti: Başvurucunun mülkiyet ihtilafı nedeniyle hukuk düzeninin sağladığı bir imkan olan "tevdi mahalli" yoluna başvurması, kira borcunu ödeme niyetini ve iyiniyetini göstermektedir.
- Yargısal Kararlarda Çelişki: Aynı taşınmaza ilişkin bir başka kiracı aleyhine açılan benzer davanın farklı bir daire tarafından reddedildiği, ancak somut olaydaki Dairenin neden farklı bir sonuca ulaştığına dair makul bir gerekçe sunmadığı tespit edilmiştir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi, sonuca etkili iddiaların karşılanmaması ve yargısal çelişkilerin giderilmemesi nedenleriyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili mahkemeye gönderilmesine oybirliğiyle karar vermiştir.