3 Haziran 2026

Gözaltında Tedavi Hakkı İhlali ve Cezasızlık

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel
Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Maddi Olayın Özeti

Başvuruya konu olan yargısal süreç, başvurucunun devletin mutlak denetimi, gözetimi ve kontrolü altında bulunduğu gözaltı evresinde meydana gelen ağır bir sağlık hakkı ve kötü muamele ihlaline dayanmaktadır. Başvurucunun gözaltı merkezindeki klinik durumu uzman hekimlerce acil cerrahi konsültasyon gerektirecek derecede riskli olmasına karşın, doğrudan muhafaza ve denetiminden sorumlu olan emniyet görevlisi sanık R.C.D. tarafından bir üst basamakdaki tam teşekküllü sağlık kuruluşuna sevki gerçekleştirilmemiştir. Başvurucunun anayasal güvence altındaki tedaviye erişim hakkı hukuka aykırı şekilde geciktirilmiş ve fiilen engellenmiştir.

Söz konusu tıbbi ihmal ve hak mahrumiyeti eylemi nedeniyle ilgili kamu görevlisi hakkında açılan ceza davasında, ilk derece mahkemesi sanığın sorumluluğunu sabit görerek neticeden ötürü 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Ne var ki yerel mahkemenin bu mahkûmiyet kararına karşı icra edilen temyiz incelemesi, Yargıtay önünde yaklaşık altı yıl boyunca sonuçlandırılamayarak askıda bırakılmıştır. Yargı mekanizmasının işleyişindeki bu olağan dışı ve aşırı gecikme, kamu davasının inceleme safhasındayken dava zamanaşımı süresinin dolmasına yol açmış ve dava 7/2/2018 tarihinde kesin olarak düşmüştür. Başvurucu; yürütülen yargılamada suç vasfında ağır hata yapıldığını, eylemin işkence suçunu oluşturduğunu ve devlet görevlilerinin yargı eliyle cezasız bırakıldığını ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, somut iddiaları Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında korunan maddi ve manevi varlığın bütünlüğü ilkesi ile aynı maddenin üçüncü fıkrasında mutlak surette yasaklanan kötü muamele güvenceleri bağlamında ele almıştır. Mahkeme, bir muamelenin anayasal yasak kapsamında denetlenebilmesi için gerekli olan "asgari ağırlık derecesi" testini uygulamıştır. Bu göreceli ciddiyet eşiğinin aşılıp aşılmadığı saptanırken; muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal bütünlük üzerindeki kalıcı veya geçici etkileri, mağdurun cinsiyeti, yaşı, sağlık durumu ve özellikle devlet kontrolü altında bulunmasından kaynaklanan yüksek kırılganlığı kümülatif olarak değerlendirilir. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde dahi dokunulması yasaklanan bu hak mutlak niteliktedir.

Bireyin hürriyetinden yoksun bırakılarak devletin münhasır denetimi altında tutulduğu gözaltı süreçlerinde, kişinin esenliğinin korunmesi ve gerekli tıbbi yardıma süratle ulaşabilmesi devletin pozitif yükümlülüklerinin en temel şartıdır. Bu tür kapalılık alanlarında meydana gelen sağlık bozulmalarına ilişkin olarak yetkili makamlar, tatmin edici, inandırıcı ve rasyonel bir açıklama getirmekle ödevlidir. Yasağın usul boyutu ise bağımsızlık, derinlik, mağdurun sürece etkin katılımı, kamu denetimi ve makul sürat unsurlarını zorunlu kılar. Mahkûmiyetle sonuçlanan bir davanın altı yıl boyunca temyiz dairesinde bekletilerek zamanaşımına uğratılması, hukuk devletinin en büyük zafiyetlerinden biri olan "mutlak cezasızlık" sonucunu doğurmuştur. Fiziksel bütünlüğe yönelik ağır saldırıların yargısal eylemsizlik nedeniyle yaptırımsız kalması, ceza sisteminin caydırıcılığını yok ederek toplumun adalet duygusunu onarılamaz şekilde zedeler. AYM, bu kurumsal ihlali şu kuramsal tespitle kayda geçirmiştir:

"Yargılama makamları, kötü muamele yasağına yönelik ihlallerin önlenmesindeki önemli rollerine aykırı suretle yargılamanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi konusunda göstermeleri gereken hassasiyeti göstermemiş ve sanık R.C.D. mahkûm edilmesine rağmen mutlak bir cezasızlık nedeni olan dava zamanaşımı süresinden yararlanmıştır."

Sonuç

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada acil cerrahi müdahale gerektiren tıbbi tedaviden mahrum bırakılmasını ve akabinde yürütülen ceza yargılamasının zamanaşımıyla düşürülmesini yapısal bir kusur olarak değerlendirmiştir. Bu kapsamda, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının hem maddi hem de usul boyutunun ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verilmiştir.

Kamu davasının zamanaşımı süresinin dolması neticesinde düşmesi hukuken kesin bir usuli engel teşkil ettiğinden, ceza hukuku rejiminde yeniden soruşturma veya kovuşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı saptanmıştır. Dolayısıyla, ihlalin niteliği ve ortaya çıkan tam cezasızlık olgusunun başvurucu üzerinde yarattığı ağır manevi çöküntü dikkate alınarak, fiili mağduriyetin telafisi amacıyla başvurucu yararına net 225.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Başvurucunun maddi zarara uğradığı yönündeki iddiaları somut bilgi, fatura veya belgeyle desteklenmediğinden, maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

KEMAL ŞENGÜL BAŞVURUSU