28 Mart 2026

TMK 162: Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Davası

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel
Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Hap Bilgi: Şiddet ve Hayata Kast Davalarında Sizi Neler Bekliyor?

Türk Medeni Kanunu m. 162, evlilikte yaşanabilecek en ağır ihlalleri (öldürmeye teşebbüs, işkence, ağır hakaret) düzenler. Mahkeme sürecine dair en temel kurallar şöyledir:

  • Mutlak Boşanma Sebebidir: Eylemin gerçekleştiği ispatlandığı an mahkeme doğrudan boşanma kararı verir. Karşı tarafın kusurunuzu öne sürerek kendini savunma hakkı yoktur.
  • Sürelere Dikkat Edin: Olayı öğrendikten itibaren 6 ay ve her koşulda olayın üzerinden 5 yıl geçmeden dava açılmalıdır.
  • Affedenin Dava Hakkı Yoktur: Şiddet uygulayan eşinizi affederseniz (eve dön ihtarı çekmek, barışmak vb.) dava hakkınız düşer.
  • Mal Rejimine Etkisi (Çok Önemli!): Aldatan eşin mallardaki payının silinmesi/azaltılması kuralı sadece "Hayata Kast" varsa uygulanır. Eşiniz size ağır şiddet uygulası veya hakaret etse dahi, mal paylaşımında yasal hakkını (yarı yarıya) tam olarak almaya devam eder.

Türk Medeni Kanunu (TMK) madde 162'de düzenlenen "Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış", aile hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerimizin en ağır mağduriyetleri yaşadığı ve hukuki sonuçları itibarıyla evlilik birliğini derhal sonlandırmayı gerektiren, kusura dayalı, özel ve mutlak boşanma sebeplerini içermektedir.

Bölüm 1: TMK m. 162'nin Hukuki Niteliği ve Ortak Şartları

Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 162. maddesi; hayata kast, pek kötü davranış ve ağır derecede onur kırıcı davranış olmak üzere birbirinden bağımsız üç farklı eylemi tek bir hüküm altında düzenlemektedir. Bir avukat olarak boşanma davalarında sıklıkla karşılaştığımız bu eylemlerin her biri, evlilik birliğini derhal sonlandırmayı gerektirecek nitelikte olup tek başlarına boşanma davasına temel oluşturmaya yeterlidir.

1.1. Özel, Mutlak ve Kusura Dayalı Boşanma Sebebi Olması

TMK m. 162 kapsamında düzenlenen bu üç hal; hukuki nitelikleri itibarıyla özel, mutlak ve kusura dayalı boşanma sebepleridir.

  • Mutlak Boşanma Sebebi Olmasının Usul Hukukundaki Karşılığı: Bu eylemlerden herhangi birinin mutlak boşanma sebebi sayılmasının en büyük usuli avantajı, ispat kolaylığı sağlamasıdır. Davacı eş, kanunda belirtilen eylemlerden (örneğin eşinin kendisini öldürmeye teşebbüs ettiğini veya ağır işkence yaptığını) birini ispatladığı takdirde; mahkeme hâkimi, bu fiilin evlilik birliğini temelinden sarsıp sarsmadığını veya ortak hayatın davacı eş için çekilmez hâle gelip gelmediğini ayrıca araştırmak zorunda değildir. Fiilin sübut bulması (ispatlanması) hâlinde hâkim, başkaca bir çekilmezlik unsuru aramaksızın doğrudan boşanmaya karar vermek zorundadır.
  • Kusur Kıyaslaması Yapılamaması Yasağı: TMK m. 162'ye dayalı davalarda usul hukuku açısından çok kritik bir diğer husus, genel boşanma sebeplerindeki gibi (TMK m. 166) "kusur kıyaslaması" yapılamamasıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, davalının eyleminin TMK m. 162'deki özel boşanma sebebini oluşturduğu ispatlandığında, artık davalının "davacının da kusurlu olduğu" yönündeki savunmaları veya delilleri dikkate alınmaz ve davacının kusurlu davranışları öne sürülerek bir kusur dengesi kurulamaz.

1.2. Kusur Şartı: "Ayırt Etme Gücü" ve İrade Sakatlıkları

TMK m. 162'de yer alan boşanma sebeplerinin kusura dayalı olması, eylemi gerçekleştiren fail eşin "bilerek ve isteyerek" hareket etmesini, yani "ayırt etme gücüne" (temyiz kudretine) sahip olmasını zorunlu kılar.

  • Akıl Hastalığının Durumu: Eğer fail eş, yakalandığı ağır bir akıl hastalığı sebebiyle iradi hareket etme ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinden yoksunsa, gerçekleştirdiği saldırı eylemlerinde kendisine bir "kusur" atfedilemez. Bu durumda, fail eşin gerçekleştirdiği hayata kast veya pek kötü muamele fiilleri iradi olmadığından TMK m. 162'ye dayanılarak boşanma davası açılamaz; bunun yerine şartları oluşmuşsa TMK m. 165 kapsamındaki "akıl hastalığı" sebebiyle veya TMK m. 166 kapsamındaki genel sebeplerle boşanma davası açılması gerekir.
  • Geçici Şuur Kaybı (İradi Olarak Ayırt Etme Gücünü Kaybetme): Kusur şartının en önemli istisnası, kişinin ayırt etme gücünü kendi kusuruyla geçici olarak kaybetmesidir. Bir eş, diğerinin hayatına kastetmek veya ona pek kötü davranmak için cesaret toplamak maksadıyla bilerek alkol veya uyuşturucu madde alır ve bu maddelerin etkisi altındayken eylemi gerçekleştirirse, iradesini kendi kusuruyla sakatladığı (actio libera in causa) için sorumluluktan kurtulamaz. Bu durumda, fail eş kusurlu sayılacağından TMK m. 162 hükmü gereğince boşanma davası açılması hukuken mümkündür.

1.3. Hukuka Uygunluk Nedenleri: Meşru Müdafaa ve Iztırar Hali

Bir fiilin boşanma hukuku anlamında kusurlu sayılabilmesi için hukuka aykırı olması gerekir.

  • Meşru Müdafaa (Haklı Savunma): Eğer eşlerden biri, diğerinin kendisine yönelttiği ağır ve haksız bir saldırıyı (örneğin silahla öldürmeye teşebbüs etmesi) defetmek amacıyla, o anki zorunlulukla ve orantılı bir biçimde karşılık verirse, bu eylem "meşru müdafaa" kapsamında kalır. Hukuka uygunluk sebebi olan meşru müdafaa hâlinde failin eylemi kusurlu sayılmayacağından, saldırıyı defetmek için eşini yaralayan veya hayatını tehlikeye atan eş aleyhine TMK m. 162 kapsamında boşanma davası açılamaz. Ancak bu savunmanın sınırları aşılırsa ve saldırı ile orantısız bir karşılık verilirse, hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkacağından dava hakkı doğabilecektir.
  • Tahrik ve Kışkırtma: Eşler arasında karşılıklı hakaretlerin veya fiziksel saldırıların alışkanlık hâline geldiği ve eylemin diğer eşin ağır tahriki (kışkırtması) neticesinde gerçekleştiği durumlarda, hâkim eylemin ağırlığını ve kusur durumunu değerlendirerek fiilin TMK m. 162 kapsamında özel boşanma sebebi oluşturacak yoğunlukta olmadığına, eylemin genel boşanma sebebi kapsamında kaldığına karar verebilir.

Bölüm 2: Hayata Kast Sebebiyle Boşanma

Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 162 hükmünde düzenlenen "hayata kast", evlilik birliğinin taraflarından birinin, diğer eşin yaşamını sona erdirmeyi ve onu öldürmeyi amaçlayan her türlü fiilini ifade eder. Hayata kast eylemi, kanun koyucu tarafından mutlak ve kusura dayalı bir özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir.

2.1. Hayata Kastın Maddi Unsurları: İcrai ve İhmali Davranışlar

Eşin hayatına kastetmek, sadece silahla ateş etmek, bıçaklamak veya yemeğine zehir katmak gibi icrai (aktif) hareketlerle gerçekleşmez; bazen eşin ölmesine seyirci kalmak gibi ihmali (pasif) davranışlarla da hayata kast suçu ve boşanma sebebi oluşabilir. Örneğin; eşin ağır yaralandığı veya ölümcül bir kriz geçirdiği esnada, müdahale etme veya ambulans çağırma imkânı varken bunu yapmayarak eşinin ölmesini beklemek (ölüme terk etmek) net bir biçimde hayata kast fiilidir.

Aynı şekilde, eşin intiharına teşvik etmek de bu kapsamda değerlendirilir. Ancak Yargıtay uygulamalarına göre sırf sözlü olarak intiharı tavsiye etmek yeterli görülmemekte; intihara teşvikin hayata kast sayılabilmesi için eşin kendini asması için ip veya vurması için silah temin edilmesi gibi intiharı kolaylaştıracak araç ve ortamın kasten sağlanması gerekmektedir. Yalnızca ölümle tehdit etmek ise, eyleme dönüşmediği sürece hayata kast kapsamında sayılmaz, şartları varsa genel boşanma sebebi (TMK m. 166) çerçevesinde değerlendirilir.

2.2. Kast Unsurunun Zorunluluğu ve Taksirli Eylemlerin Kapsam Dışı Olması

Kanun metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, bu maddeden faydalanabilmek için "kast" şartı aranmaktadır. Eşin bilerek ve isteyerek (kasten) diğer eşin yaşam hakkına yönelmesi şarttır. Dikkatsizlik, tedbirsizlik veya ihmal sonucunda (taksirle) meydana gelen ve eşin hayati tehlike atlatmasına neden olan olaylar hayata kast sebebine dayalı boşanma davasına konu edilemez. Örneğin; eşin araç kullanırken anlık dalgınlığı, yeterince dikkat etmemesi veya tedbirsizliği neticesinde trafik kazası yapması ve diğer eşin ağır yaralanması veya hayati tehlike geçirmesi durumunda, ortada bir öldürme niyeti bulunmadığı için hayata kast nedeniyle boşanma davası açılamaz.

2.3. Teşebbüs, Elverişsiz Araç ve Pişmanlık Durumları

Hayata kast sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için eşin saldırısı neticesinde ölümün gerçekleşmemiş olması zaten zorunludur; zira ölüm gerçekleşirse evlilik birliği boşanma ile değil, kendiliğinden ölüm ile sona ermiş olur. Dolayısıyla eylemin ceza hukuku anlamında "teşebbüs" aşamasında kalması, boşanma davası açılması için yeterlidir.

Bununla birlikte, eşin kullandığı aracın öldürmeye elverişsiz olması veya yetersiz kalması da eylemi hayata kast kapsamından çıkarmaz; örneğin eşini boğmak amacıyla hareket eden eşin kullandığı ipin kopması sonucu eşini öldürememesi durumunda dahi hayata kastın varlığı kabul edilir. Ayrıca ceza hukukunda "gönüllü vazgeçme" kurumu faili ceza almaktan kurtarsa da, boşanma hukukunda eyleme başladıktan sonra eşin öldürmekten vazgeçip pişman olması veya yaralı eşi hastaneye götürmesi, o an için oluşmuş hayata kast sebebini ve dava hakkını ortadan kaldırmaz.

2.4. Eylemin Yalnızca "Eşe" Yönelik Olması Zorunluluğu

Uygulamada sıklıkla karşılaştığımız çok kritik bir diğer husus, saldırının yöneldiği kişidir. TMK m. 162 kapsamında "hayata kast" sebebine dayanılarak boşanma davası açılabilmesi için, öldürme kastı taşıyan saldırının mutlaka bizzat eşe yöneltilmiş olması gerekmektedir. Eşin, müşterek çocukları öldürmeye teşebbüs etmesi, diğer eşin anne-babasına veya yakın akrabalarına yönelik öldürme amaçlı saldırılarda bulunması, evlilik birliğini derinden sarsan çok ağır eylemler olmakla birlikte, kanunun aradığı lafzi şartları karşılamadığı için TMK m. 162 (hayata kast) kapsamında değerlendirilmez. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre, çocuklara veya kayın hısımlarına yönelik bu ağır saldırılar, TMK m. 166/1 hükmü gereğince "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" çerçevesinde genel bir boşanma sebebi olarak değerlendirilebilmektedir.

Bölüm 3: Pek Kötü Muamele ve Onur Kırıcı Davranış

Türk Medeni Kanunu madde 162 kapsamında düzenlenen özel boşanma sebeplerinden diğer ikisi, evlilik birliğinde eşlerin birbirlerinin ruhsal ve bedensel bütünlüğüne karşı gerçekleştirdikleri pek kötü muamele ve ağır derecede onur kırıcı davranıştır. Bir avukat olarak dava dosyalarında sıklıkla karşılaştığımız bu eylemler, mutlak ve kusura dayalı boşanma sebepleri arasında yer alır.

3.1. Pek Kötü Muamele (Fiziksel ve Ruhsal Bütünlüğe Saldırı)

Pek kötü davranış, eşlerden birinin diğerinin bedensel ve ruhsal sağlığını tehlikeye atan, vücut bütünlüğünü ihlal eden ve ona ıstırap veren her türlü kasten yapılmış fena muameleyi ifade etmektedir. Uygulamada ve Yargıtay içtihatlarında; eşe işkence yapmak, ağır eziyet etmek, onu odaya hapsetmek, aç veya susuz bırakmak, insafsızca dövmek, anormal yollardan cinsel ilişkiye zorlamak ve hatta kasten bulaşıcı hastalık bulaştırmak pek kötü davranış kapsamında değerlendirilmektedir. Bu eylemlerin TMK m. 162 anlamında boşanma sebebine vücut verebilmesi için mutlaka bilerek, isteyerek (kasten) ve zarar verme amacıyla gerçekleştirilmiş olması şarttır.

Yargıtay uygulamalarına göre, bir eylemin pek kötü muamele sayılabilmesi için fiilin devamlılık arz etmesi (sürekli olması) zorunlu değildir. Fiilin yalnızca bir defa dahi olsa eşe acımasızca, zulüm ve işkence boyutunda uygulanması, boşanma kararı verilmesi için yeterli kabul edilmektedir. Ancak atılan basit bir tokat gibi daha hafif nitelikteki ve ağır fiziksel sonuçlar doğurmayan eylemlerin, tek başına pek kötü muamele sayılmayabileceği, bu tür eylemlerin boşanma sebebi oluşturabilmesi için tekrarlayıcı (sürekli) nitelikte olmasının aranabileceği hususu da yargı kararlarında yer bulmaktadır.

3.2. Onur Kırıcı Davranış (Şeref ve Haysiyete Saldırı)

Onur kırıcı davranış, eşlerden birinin diğerinin onuruna, namusuna, şeref ve haysiyetine yönelik olarak onu küçük düşürmek ve hakaret etmek amacıyla gerçekleştirdiği haksız saldırılardır. Söz konusu bu saldırılar yalnızca sözle veya yazıyla değil, aynı zamanda hareketlerle de gerçekleştirilebilir.

Müvekkillerimizin sıklıkla mağduriyet yaşadığı onur kırıcı davranışlara dair Yargıtay kararlarından somut örnekler vermek gerekirse; eşe yönelik ağır derecede hakaretler ve küfürler sarf etmek, asılsız yere hırsızlıkla suçlayıp savcılığa şikayet etmek, evli olmasına rağmen başkasıyla düğün yapıp fotoğrafları sosyal medyada paylaşmak, eşini evden kovmak veya kadının bakire olmadığını etrafa yaymak onur kırıcı eylemler arasında sayılmaktadır. Ayrıca onur kırıcı davranışın mutlaka eşin yüzüne karşı yapılması şart olmayıp, eşin gıyabında veya üçüncü kişilerin huzurunda gerçekleştirilmesi de eylemin onur kırıcı vasfını korur ve hatta başkalarının yanında küçük düşürülmek olayın ağırlığını daha da artırır.

3.3. "Ağır Derecede" Olma Kriteri ve Çekilmezlik Araştırması

Kanun koyucu, onur kırıcı davranışın özel boşanma sebebi olarak kabul edilebilmesi için fiilin "ağır derecede" olması koşulunu açıkça aramıştır. Evlilik içerisinde karşılıklı tartışmalar anında fevri olarak söylenen adi hakaretler veya eşi rencide eden her türlü basit davranış, mutlak boşanma sebebi olan TMK m. 162 kapsamına dâhil edilmez. Eğer onur kırıcı eylem yasanın aradığı bu yoğunlukta ve ağırlıkta değilse, mahkeme davanın TMK m. 162'den reddine karar verebilir; bu durumda şartları mevcutsa ancak TMK m. 166 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel sebebine dayanılarak boşanma talep edilebilir.

Bir fiilin onur kırıcı olup olmadığı ve eylemin ağırlık derecesi tespit edilirken aile mahkemesi hâkimi; tarafların kültür ve eğitim düzeylerini, sosyal ve ekonomik durumlarını, yaşadıkları çevreyi ve somut olayın özelliklerini dikkate alarak takdir yetkisini kullanır. Hem pek kötü muamele hem de onur kırıcı davranış halleri mutlak boşanma sebebi olduğundan, davacı tarafça bu eylemlerin varlığı usulüne uygun delillerle ispatlandığı takdirde, hâkim eylemlerin ortak hayatı çekilmez hale getirip getirmediğini ayrıca araştırmaya gerek duymaksızın ve kusur kıyaslaması yapmaksızın doğrudan boşanmaya karar vermek zorundadır.

Bölüm 4: Dava Hakkını Düşüren Haller (Süreler ve Af Kurumu)

Müvekkillerimizin maruz kaldığı ağır ihlaller (hayata kast, şiddet, işkence veya ağır hakaretler) ne kadar sarsıcı olursa olsun, usul hukukunun getirdiği katı sürelere ve davranış kurallarına riayet edilmediği takdirde dava hakkının tamamen kaybedileceğini özellikle vurgulamaktayım. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 162 kapsamında düzenlenen özel ve mutlak boşanma sebeplerine dayanılarak dava açılabilmesi için kanunun öngördüğü sürelere uyulması ve fiili gerçekleştiren eşin affedilmemiş olması zorunludur.

4.1. Hak Düşürücü Süreler

TMK m. 162/2 hükmü uyarınca, davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

  • Sürenin Hukuki Niteliği: Kanun koyucunun öngördüğü bu altı aylık ve beş yıllık süreler zamanaşımı değil, hak düşürücü süre niteliğindedir. Hak düşürücü sürelerin doğası gereği, bu sürelerin durması veya kesilmesi hukuken mümkün olmadığı gibi, davanın süresinde açılıp açılmadığı tarafların itirazı beklenmeksizin hâkim tarafından yargılamanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) incelenir.
  • Sürekli (Temadi Eden) Eylemlerde Sürenin Başlangıcı: Davalı eşin gerçekleştirdiği pek kötü muamele veya onur kırıcı davranışların tek bir eylemden ibaret olmayıp süreklilik arz etmesi (örneğin sistematik şiddet veya hakaret silsilesi) durumunda, dava açma sürelerinin başlangıcı olarak son eylemin bittiği gün esas alınır.
  • Ceza Davasının Sürelere Etkisi: Boşanmaya konu olan fiilin (örneğin eşi öldürmeye teşebbüs veya darp) aynı zamanda ceza hukukunda bir suç teşkil etmesi ve eş hakkında iddianame düzenlenerek ceza davası açılması, TMK m. 162/2'de öngörülen hak düşürücü süreleri durdurmaz veya kesmez; süreler ceza yargılamasından bağımsız bir biçimde işlemeye devam eder.
  • Sürelerin Kaçırılmasının Sonucu: Davacı eş bu süreleri kaçırmışsa, artık TMK m. 162'deki özel boşanma sebeplerine dayanarak karar elde edemez. Ancak süreler geçirilmiş olsa dahi, eşin bu eylemleri TMK m. 166/1 hükmünde yer alan ve herhangi bir süre sınırlamasına tabi olmayan "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" (genel boşanma sebebi) davasına konu edilebilir ve kusur belirlemesinde kullanılabilir.

4.2. Af Kurumu (Eylemi Affetme)

TMK m. 162/3 fıkrasının emredici hükmü, affeden tarafın dava hakkının olmadığını açıkça belirtmektedir. Kendisine şiddet uygulanan veya onuru kırılan eş, fiili gerçekleştiren diğer eşi affettiği takdirde özel sebeplere dayalı dava hakkını yitirir.

  • Affın Hukuki Niteliği ve Şartları: Af, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir his açıklaması ve haktan vazgeçme iradesi olduğundan, bizzat mağdur eş tarafından kullanılmalıdır; avukat veya bir başka temsilci vasıtasıyla eşi affetmek hukuken olanaksızdır. Ayrıca affın herhangi bir ön şarta bağlanması ahlaka aykırılık teşkil edeceğinden, af iradesi kayıtsız şartsız olmalıdır.
  • Açık ve Zımni (Örtülü) Af: Hukuk sistemimizde af için belirli bir şekil şartı öngörülmemiştir. Eşini affettiğini sözlü veya yazılı olarak açıkça beyan etmek af sayılacağı gibi, affı gösteren örtülü tutum ve davranışlar da zımni af olarak kabul edilir. Örneğin; eşin hediye alması, eşe karşı şefkat, ilgi ve sevgi gösterilmesi, eşin çiçeğini kabul ederek boynuna sarılmak veya eşle birlikte tatile gitmek Yargıtay tarafından evliliği devam ettirme iradesi (örtülü af) olarak değerlendirilmektedir.
  • Eve Dön İhtarı Çekilmesinin Etkisi: Uygulamada sıkça yapılan hukuki hatalardan biri de ihtarname çekilmesidir. Eşin hayatına kasteden, pek kötü veya onur kırıcı davranışta bulunan eşin ortak konutu terk etmesi durumunda; mağdur eşin ona TMK m. 164 kapsamında noter veya mahkeme aracılığıyla "ortak konuta dönmesi için ihtar çekmesi", o tarihe kadar yaşanmış olan tüm ağır kusurlu fiillerin affedildiği ve evlilik birliğine devam edilmek istendiği anlamını taşır. İhtar gönderen eş, ihtar öncesindeki şiddet veya hakaret eylemlerine dayanarak artık TMK m. 162'den dava açamaz.
  • Af Sayılmayan Haller: Her eylem evliliği sürdürme ve af iradesi anlamına gelmez. Kusurlu eş hakkında savcılığa yapılan şikâyetten salt eşi cezadan kurtarmak amacıyla vazgeçilmesi, yaşanan şok edici olaylara korku nedeniyle başlangıçta ses çıkarılamaması veya tutuklu eşin cezaevinde ziyaret edilmesi Yargıtay içtihatlarına göre tek başına af olarak değerlendirilemez.
  • Affın Tazminat Haklarına Etkisi: Boşanma davalarında af kurumu sadece dava açma hakkını düşürmekle kalmaz, aynı zamanda mali talepleri de doğrudan etkiler. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan geçmişteki kusurlu eylemler, boşanma davasında eşlere kusur olarak yüklenemeyeceği için, mağdur eşin bu fiillere dayanarak maddi veya manevi tazminat talep etme hakkı da ortadan kalkar.

Bölüm 5: Fer'i ve Mali Sonuçlar ile Mal Rejimine Çok Önemli Etkisi

Müvekkillerimiz adına yürüttüğümüz TMK m. 162'ye dayalı boşanma davalarında, fail eşin gerçekleştirdiği hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranışın hukuki bedeli, boşanmanın fer'i (ek) ve mali sonuçlarında kendini en ağır şekilde göstermektedir. Kanun koyucu, evlilik birliğinin temel dayanağı olan bedensel ve ruhsal bütünlüğe yapılan bu saldırıları tazminat, nafaka ve mal rejimi bağlamında çok ciddi yaptırımlara bağlamıştır.

5.1. Maddi ve Manevi Tazminat Hakları

Türk Medeni Kanunu'nun 174/1. ve 174/2. maddeleri gereğince, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik hakları saldırıya uğrayan kusursuz veya daha az kusurlu eş, diğer eşten uygun bir maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep edebilir. TMK m. 162 kapsamında düzenlenen hayata kast, pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış eylemleri, doğaları gereği mağdur eşin şeref, haysiyet, ruh ve vücut bütünlüğüne yönelik doğrudan ve ağır birer saldırı niteliğindedir.

Bu fiilleri kasten gerçekleştiren eş, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam veya ağır kusurlu kabul edildiğinden, mağdur eşin uğradığı maddi kayıpları ve çektiği derin elem, acı ve ıstırabı gidermek amacıyla aleyhine uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi yasal bir zorunluluktur. Öte yandan, fail konumundaki ağır kusurlu eşin, mağdur eşten hiçbir surette maddi veya manevi tazminat talep etme hakkı bulunmamaktadır.

5.2. Yoksulluk ve Tedbir Nafakası Durumu

Boşanma neticesinde yoksulluğa düşecek olan tarafın diğerinden yoksulluk nafakası (TMK m. 175) isteyebilmesinin mutlak kanuni ön koşulu, kusurunun diğer eşten "daha ağır olmaması" şartıdır.

TMK m. 162'deki fiilleri (hayata kast, işkence, ağır hakaret vb.) işleyen eş, evlilik birliğinin yıkılmasında ağır veya tam kusurlu sıfatını taşıyacağından, boşanma neticesinde ne kadar büyük bir yoksulluğa düşecek olursa olsun kesinlikle yoksulluk nafakası talep edemez. Buna karşılık, maruz kaldığı eylemler yüzünden evliliği biten ve yoksulluğa düşecek olan mağdur eşin, fail eşten mali gücü oranında süresiz yoksulluk nafakası talep etme hakkı mevcuttur. Boşanma davası süresince geçici bir koruma olarak bağlanan "tedbir nafakası" ise kural olarak kusur araştırmasına tabi olmadığından, dava devam ederken ihtiyacı olan eş lehine mahkemece hükmedilebilir.

5.3. Mal Rejiminin Tasfiyesindeki Özel Yaptırım (Kritik Ayrım)

Uygulamada ve mal rejiminin tasfiyesi davalarında avukatların en çok dikkat etmesi gereken ve hukuki sonuçları itibarıyla eşlerin malvarlıklarını doğrudan etkileyen en önemli husus TMK m. 236/2 hükmüdür. Bu yasa maddesine göre; "Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının (katılma alacağının) hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verebilir".

Burada yasa koyucu, evlilik yükümlülüklerine karşı yapılan en ağır ihlalleri cezalandırmak amacıyla mal rejiminin yarı yarıya paylaşım kuralına istisnai ve çok ağır bir müdahale getirmiştir. Ancak kanun lafzında çok katı bir ayrım yapılmıştır:

  • Bu ağır yaptırım, TMK m. 162'de düzenlenen üç eylemden yalnızca "Hayata Kast" eylemi nedeniyle verilen boşanma kararlarında uygulanabilir.
  • Eğer boşanma kararı TMK m. 162'deki diğer iki sebep olan "Pek Kötü Muamele" veya "Ağır Derecede Onur Kırıcı Davranış" sebeplerine dayanılarak verilmişse, fail eş ne kadar ağır işkence yapmış veya hakaret etmiş olursa olsun, TMK m. 236/2 yaptırımı kanunen uygulanamaz ve bu fail eşin mal rejimindeki yasal payı (katılma alacağı) mahkemece azaltılamaz veya kaldırılamaz.

Ayrıca mal rejimi davalarında şu teknik kural da asla unutulmamalıdır: Mahkemenin hayata kast durumunda uygulayacağı "payın azaltılması veya kaldırılması" yaptırımı, yalnızca yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejimindeki "artık değer" (katılma alacağı) için söz konusudur. Hayata kasteden eşin, mal ayrılığı rejiminden doğan "katkı payı alacağı" yahut diğer eşin kişisel malına yaptığı somut yatırım/masraftan doğan "değer artış payı alacağı" (TMK m. 227) bulunuyorsa, bu yasa hükmü anılan alacaklara kesinlikle kıyasen uygulanamaz ve fail eş bu alacaklarını tahsil etmeye devam eder.