Haberlerde Hukuki Terimlerin Yanlış Kullanılması Tazminat Sebebi midir?
Hukuk disiplini, kendine has ve son derece teknik bir terminolojiye sahiptir. Günlük hayatta veya medyada kullanılan ifadeler ile hukuki gerçeklik her zaman örtüşmeyebilir. Örneğin; kamuoyunda bir kişinin suçsuz bulunması genel olarak "beraat" olarak adlandırılsa da, ceza muhakemesinde beraatin hukuki dayanakları (delil yetersizliği, suçun oluşmaması, etkin pişmanlık vb.) birbirinden tamamen farklı sonuçlar doğurur.
Peki, hukukçu olmayan bir vatandaşın veya gazetecinin, bu teknik ayrımları fark etmeden haber yapması, onu manevi tazminat ödeme yükümlülüğü ile karşı karşıya bırakır mı? Anayasa Mahkemesi (AYM), yakın tarihli bir kararında bu durumu "İfade Özgürlüğü" ve "Basın Hürriyeti" bağlamında değerlendirmiş ve "Görünen Gerçeklik" ilkesine vurgu yapmıştır.
Konu edilen olayda, bir gazeteci (başvurucu), bir banka müdürünün geçmişte terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılandığını ve "etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak" (itirafçı olarak) beraat ettiğini yazmıştır. Haberin odak noktası, bir itirafçının nasıl kamu görevine devam edebildiği üzerinedir.
Ancak yargılama sonucunda verilen beraat kararının gerekçesi "etkin pişmanlık" değil, "delil yetersizliği"dir. Banka müdürü, gazetecinin beraat gerekçesini yanlış yazarak kendisine iftira attığı iddiasıyla tazminat davası açmış ve yerel mahkemece haklı bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru sonucunda verdiği kararda, olayın "maddi gerçekliği" ile o anki "görünen gerçekliği" arasında bir ayrıma gitmiştir. Gazeteci, haberi yaparken Cumhuriyet Savcısı'nın mütalaasını (resmi görüşünü) esas almıştır. Savcı, mütalaasında sanığın itirafçı olduğunu belirtmiştir. Mahkeme heyeti ise savcının bu görüşüne uymamış ve delil yetersizliğinden beraat kararı vermiştir.
Yüksek Mahkeme, bu noktada hukukçu olmayanlardan beklenen özen yükümlülüğünün sınırlarını şu şekilde çizmiştir:
AYM'nin bu kararı, basın ve ifade özgürlüğü açısından önemli bir güvence teşkil eder. Mahkeme özetle; haberi yapan kişinin elinde güvenilir bir kaynak (savcılık mütalaası) varsa ve iyi niyetli bir çaba gösterilmişse, terminolojide yapılan teknik hataların tazminat yaptırımına gerekçe olamayacağına hükmetmiştir.
Burada esas olan, habercinin haberi yaptığı andaki veriler ışığında olayın görünen biçimine uygun davranıp davranmadığıdır. Teknik hukuki hatalar, kamu yararı taşıyan bir tartışmanın engellenmesi için gerekçe olarak kullanılamaz.
Haberlerde Hukuki Terimlerin Yanlış Kullanılması ve Tazminat Sorumluluğu
Olayın Arka Planı: Teknik Hata mı, İftira mı?
Anayasa Mahkemesi'nin Yaklaşımı: Görünen Gerçeklik
"Beraat kararının hangi hukuki gerekçeye (delil yetersizliği mi, etkin pişmanlık mı) dayandığı, ceza hukukunun tekniğini ilgilendiren bir ayrıntıdır. Hukukçu olmayan bir kişinin, özellikle savcılık mütalaası gibi resmi bir belge ortadayken, bu ince hukuki farkı tespit etmesi beklenemez. Bir gazeteciden, yazdığı her ifadeyi bir savcı titizliğiyle kanıtlamasını beklemek, ifade özgürlüğüne yönelik orantısız bir müdahaledir."
Sonuç ve Değerlendirme