Usul Hukuku & Hak Arama Hürriyeti

Islah Edilen Kısmın Zamanaşımı Sorunu ve Anayasal Bakış

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel | Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Türk hukuk pratiğinde tazminat davalarının en sancılı süreçlerinden biri, yargılamanın uzaması nedeniyle alacağın ıslah (arttırılan) edilen kısmının zamanaşımına uğraması riskidir. Özellikle davanın başında alacak miktarının tam olarak belirlenemediği durumlarda (kısmi dava), yıllar süren yargılama neticesinde alınan bilirkişi raporu sonrası yapılan ıslah işlemi, karşı tarafın "zamanaşımı def’i" ile karşılaşabilmektedir.

Ancak Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) güncel içtihatları, usul hukukunun bu katı uygulamasının, Anayasa ile güvence altına alınan Mahkemeye Erişim Hakkı'nı ihlal edebileceğini ortaya koymaktadır. Bu yazımızda, AYM’nin Kaan Yalçın (B. No: 2021/65631) başvurusunda verdiği kararı, tazminat hukuku ve hak arama özgürlüğü bağlamında inceleyeceğiz.


Sorunun Tespiti: Yargılama Uzadığında Hak Kaybı Yaşanmalı mı?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Borçlar Kanunu çerçevesinde, alacaklının dava açarken talep ettiği miktar zamanaşımını keserken, ıslah ile sonradan arttırılan kısım için zamanaşımı işlemeye devam etmektedir. Eğer yargılama süreci; görevsizlik kararları, dosyanın mahkemeler arasında dolaşması veya bilirkişi raporlarının gecikmesi gibi nedenlerle uzarsa, davacı ıslah dilekçesini verdiğinde ek talep kısmı zamanaşımına uğramış olabilir.

Bu durum, davacının iradesi dışında gerçekleşen usuli gecikmelerin faturasının davacıya kesilmesi anlamına gelmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin Emsal Kararı ve İncelemesi

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen somut olayda (Pilotaj eğitimi sözleşmesinden kaynaklı tazminat davası), usul kurallarının katı yorumlanmasının hak ihlali doğurduğuna hükmetmiştir.

Konu Karar: Kaan Yalçın Başvurusu (B. No: 2021/65631)

Yüksek Mahkeme'nin tespitleri şöyledir:

  • ✔️ Zararın Belirlenebilirliği: Davacının dava açtığı tarihte zarar miktarını (ayıba dayalı indirim ve kazanç kaybı) tam olarak tespit etmesi mümkün değildir; bu ancak bilirkişi raporu ile mümkündür. Zamanaşımı süresinin tamamının bilirkişi raporunun gelmesinden önce tükenmesi halinde zamanaşımı hükümlerinin uygulanmaması gerekir.
  • ✔️ Davacının Kusursuzluğu: Yargılamanın başında yaşanan görev uyuşmazlığı (Tüketici Mahkemesi mi, Asliye Hukuk mu?) nedeniyle süreç 2 yıl 8 ay uzamış, bu gecikmede davacının bir kusuru bulunmamıştır.
  • ✔️ Ölçülülük İlkesi: Islah edilen kısma katı bir şekilde zamanaşımı süresinin uygulanması, kişiyi alacağının önemli bir kısmından mahrum bırakmaktadır. Bu durum, davacıya "aşırı ve orantısız bir külfet" yüklemektedir.

Akademik Değerlendirme

Bir Anayasa Hukukçusu olarak bu kararı değerlendirdiğimizde; mahkemelerin usul kurallarını (zamanaşımı süreleri gibi) uygularken "katı şekilcilikten" kaçınmaları gerektiği açıktır.

Anayasa'nın 36. maddesi "Hak Arama Hürriyeti"ni güvence altına alır. Devlet, yargı mekanizmasını kurarken ve işletirken, bireylerin haklarına kavuşmasını imkansızlaştıracak veya aşırı zorlaştıracak engelleri kaldırmakla yükümlüdür.

Eğer bir tazminat davasında;

  1. Alacak miktarı ancak yargılama sürecinde (bilirkişi raporuyla) belirlenebiliyorsa,
  2. Yargılamanın uzamasında davacının bir kusuru yoksa,
  3. Ve buna rağmen "zamanaşımı doldu" denilerek tazminat talebi reddediliyorsa;

Burada mülkiyet hakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlali gündeme gelir. AYM, bu tür durumlarda zamanaşımı savunmasının kabul edilmesini hak ihlali saymaktadır.



Sonuç

Tazminat davalarında, özellikle belirsiz alacak veya kısmi dava türlerinde karşılaşılan zamanaşımı itirazları, mutlak ve aşılamaz engeller değildir. Yargılamanın seyri ve gecikme sebepleri anayasal ilkeler ışığında değerlendirildiğinde, usul hukukunun katı kuralları "hakkaniyet" lehine esnetilebilmektedir.

Kaan Yalçın Başvurusu