Kamu Görevlilerine Yönelik Yazılı İkazların İcrailik Niteliği
Maddi Olayın Özeti
Başvurucu, bir kamu kurumunda müşavir kadrosunda görev yapmaktadır. Kendisine, yürüttüğü iş ve işlemlerde gerekli özen ve dikkati göstermediği gerekçesiyle ileride disiplin hükümlerinin uygulanacağı hususunda yazılı bir uyarı tebliği yapılmıştır. Başvurucu, söz konusu yazılı uyarının iptali istemiyle idare mahkemesi nezdinde iptal davası açmıştır. İdare Mahkemesi, dava konusu edilen işlemin idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu (icrai) bir işlem niteliği taşımadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın esasını incelemeksizin davayı usulden reddetmiştir. Başvurucunun kanun yolu incelemeleri de bu doğrultuda sonuçlanmış ve mahkemenin usulden ret kararı kesinleşmiştir. Bunun üzerine başvurucu; kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem kriterinin mahkeme tarafından katı bir şekilde yorumlanması sebebiyle uyuşmazlığın esasının incelenmediğini, bu durumun hak arama hürriyetini kısıtladığını ileri sürerek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu uyuşmazlığı Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının alt unsurlarından mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelemiştir. Mahkeme, idari işlemlerin icrailik niteliğini belirleme ve ilgili mevzuat hükümlerini yorumlama yetkisinin esasen derece mahkemelerine ait olduğunu, bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği kendisinin bu alana doğrudan müdahale etmeyeceğini hatırlatmıştır. Bununla birlikte, yargı mercilerinin yaptıkları yorumların mahkemeye erişim hakkı üzerindeki sınırlandırıcı ve engelleyici etkisinin somut olayın koşulları ışığında denetlenmesi anayasal bir zorunluluktur.
Müdahalenin kanunilik şartını taşıdığı, usul ekonomi ile iyi adalet yönetimi ilkeleri doğrultusunda gereksiz davalarla yargının meşgul edilmesini önleme amacı taşıdığı ve bu yönüyle meşru bir amaca dayandığı saptanmıştır. Ancak, anayasal denetimin temel eksenini oluşturan ölçülülük ilkesi kapsamında; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt kriterlerinin titizlikle incelenmesi gerekmektedir. Özellikle orantılılık ilkesi, kamu yararının korunması ile bireyin anayasal hakları arasında adil bir dengenin kurulmasını, bireye taşınamayacak derecede ağır ve orantısız bir külfet yüklenmemesini emreder.
Mahkeme, bu dengenin somut olayda nasıl kurulması gerektiğini saptamak amacıyla, idari yargıdaki yerleşik içtihatları ve özellikle yüksek mahkeme mahiyetindeki Danıştay Onikinci Dairesinin kararlarına atıf yapmıştır. Danıştay’ın istikrarlı uygulamalarına göre; mevzuatta kamu görevlilerinin yazılı olarak uyarılmasına dair doğrudan bir disiplin cezası türü düzenlenmemiş olsa dahi, bu tür işlemler idari işleyiş kapsamında memurun özlük dosyasında muhafaza edilmektedir. Özlük dosyasında yer alan bir uyarı yazısı, idarenin ilgili kamu görevlisi hakkında gelecekte tesis edeceği atama, terfi, yer değiştirme, taltif veya yeni bir disiplin soruşturması açılması gibi takdir yetkisine dayalı idari tasarruflarda olumsuz bir etken olarak kullanılma riski taşımaktadır. Dolayısıyla bu nitelikteki işlemler, statü hukukuna tabi çalışan kamu görevlilerinin mesleki geleceklerini, kariyer gelişimlerini ve çalışma barışını doğrudan etkileme gücüne sahip, hukuki sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu icrai kararlar mahiyetindedir.
AYM, somut olayda İdare Mahkemesinin Danıştay’ın kamu yararı ile birey menfaati arasında denge kuran bu objektif ölçütlerini değerlendirmediğini saptamıştır. Mahkemenin, işlemin salt bir disiplin cezası olmadığı yönündeki şekilci ve katı yorumu, başvurucunun hak arama hürriyetini engellemiştir. Yüksek Mahkeme bu hususu şu şekilde somutlaştırmıştır:
"İdare Mahkemesinin eldeki davada iptali istenen idari işlemin icrailik niteliğini taşıyıp taşımadığının, dolayısıyla davaya konu edilebilirliğinin değerlendirilmesiyle ve 2577 sayılı Kanun'da düzenlenen usul kurallarının uygulanmasıyla ilgili bu şekilci yorumunun başvurucunun hukuksal durumunu etkileyen idari işlemden doğan uyuşmazlığı mahkeme önüne taşımasını engellediği, bu durumun başvurucuya ağır bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir."
Sonuç olarak, yargı usullerinin yorumlanmasında sergilenen aşırı şekilci yaklaşımın, kamu yararı ile bireyin hakları arasındaki adil dengeyi bozduğu ve mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu kanaatine varılmıştır.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi, açıklanan gerekçeler doğrultusunda başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Mahkemeye erişim hakkı yönünden ihlal sonucuna varıldığından, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer ihlal iddialarının ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.