Kişi Dokunulmazlığı ve Etkili Kovuşturma Yükümlülüğü
Maddi Olayın Özeti
Başvurucu öğrenci, okul ortamında öğretmeni olan sanık tarafından kendisine yönelik gerçekleştirilen fiziksel temas ve dijital mecralar üzerinden gönderilen mesajlar nedeniyle şikâyetçi olmuştur. Şikâyetin ardından adli soruşturma başlatılmış, şüpheli öğretmen hakkında tutuklama istemiyle sevk edildiği sulh ceza hâkimliğince adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Yargılama sürecinde, olaya tanıklık eden bir kısım öğrenci mahkeme huzurunda bizzat dinlenmiştir. Eş zamanlı olarak Kartal İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü müfettişleri tarafından idari tahkikat yürütülmüş ve bu kapsamda öğrencilerin görgüye dayalı detaylı beyanları kayıt altına alınmıştır.
Ceza mahkemesi, sanığın soruşturma aşamasında mesajları "yanlışlıkla gönderdiğini" iddia eden tevil yollu savunmasını hükme esas almış; alkali iddianamede yer alan ve davanın seyrini değiştirebilecek nitelikteki diğer ağır iddiaları göz ardı etmiştir. Özellikle sanığın başvurucunun beline sarılması ve omzuna elini atması şeklindeki fiziksel temas eylemlerinin hangi somut delillere dayanılarak sübut bulmadığı ya da bu anlatımlara neden itibar edilmediği gerekçeli kararda hiçbir şekilde tartışılmamıştır. Başvurucu tarafça sunulan dilekçelerde, müfettiş raporundaki görgü tanığı öğrenci beyanlarının maddi gerçeği ispatladığı ileri sürülmesine rağmen, yerel mahkeme bu kritik rapor ve deliller üzerinde yeterli ve ilgili bir inceleme gerçekleştirmeden hüküm kurmuştur.
Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, söz konusu başvuruyu Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamında incelemiştir. Yüksek Mahkeme, bu hakkın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde yer alan özel hayata saygı hakkı ve bireyin fiziksel ile zihinsel bütünlüğünün korunması güvencesiyle eş değer bir hukuki koruma sağladığını hatırlatmıştır. Devletin bu bağlamda negatif yükümlülüklerinin yanı sıra, üçüncü kişilerden gelebilecek her türlü fiziksel ve ruhsal saldırıyı önleme ve sorumluların cezalandırılmasını sağlayacak etkili resmi soruşturmalar yürütme şeklinde pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır.
Bireysel başvuru denetiminde bir soruşturmanın etkililiği; derhal başlama, bağımsızlık, kamu denetimine açıklık, özen ve sürat kriterleri üzerinden tartılmaktadır. Etkili bir başvuru yolunun varlığından söz edebilmek için bu mekanizmanın sadece kâğıt üzerinde bulunması yeterli olmayıp, uygulamada fiilen de sonuç doğurması, hak ihlalinin özünü esastan inceleme yetkisine sahip olması gerekir. Vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası karşısında adalet mekanizması, mağdurun haklarını koruyacak ve sorumluların hukuki sorumluluğunu net bir biçimde ortaya koyacak yeterli usuli güvenceleri sunmalıdır. Mahkemelerin delil serbestisi ilkesi arkasına sığınarak, davanın seyrini değiştirebilecek resmi kurum raporlarını ve tanıklıkları görmezden gelmesi kabul edilemez.
AYM, somut olayın hassas yapısı gereği, sanığın öğretmen ve başvurucunun öğrenci olmasını dikkate alarak "çocuğun üstün yararı" ilkesinin yargılamanın her aşamasında en üst düzeyde korunması gerektiğini vurgulamıştır. Ceza yargılamasının temel amacı maddi gerçeğe ulaşmak olup, bunun için olayı aydınlatmaya elverişli tüm deliller toplanmalı ve kapsamlı bir şekilde analiz edilmelidir. Mahkemelerin ulaştığı kanaatlerin, temel hakların içerdiği usuli güvenceleri sarsmayacak şekilde mantıklı, tutarlı ve yeterli gerekçelerle açıklanması anayasal bir zorunluluktur. Somut uyuşmazlıkta, suçun hukuki vasfını doğrudan etkileyecek olan fiziksel temas iddialarının ve müfettiş raporunun mahkemece tamamen saf dışı bırakılması, adil yargılanma ve etkili soruşturma ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Yüksek Mahkeme etkili kovuşturma kriterini şu şekilde somutlaştırmıştır:
"Gerçekleştiğine itibar edilmeyen olayların neler olduğu ve neden gerçekleşmediği kanaatine varıldığı somut delillerle gerekçeli kararda belirtilmeden etkili kovuşturma yapıldığından söz edilmesi mümkün değildir... Sonuç itibarıyla başvurucunun ileri sürdüğü olaylar ve deliller bağlamında kararda ilgili ve yeterli gerekçe bulunmadığı, başvurucunun şikâyetine yönelik etkin bir ceza kovuşturması yapılmadığı kanaatine ulaşılmıştır."
Maddi olayın tüm yönleriyle ortaya konulmaması ve deliller ile hüküm arasında mantıksal bir bağ kurulmaması nedeniyle ceza kovuşturmasının etkisiz kaldığı, kamusal makamların koruma yükümlülüğünü yerine getiremediği saptanmıştır.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi, açıklanan anayasal gerekçeler doğrultusunda, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve hak ihlaline sebebiyet veren eksikliklerin telafi edilmesi amacıyla, kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Ceza Mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiştir.