Malpraktis Davalarında Aydınlatılmış Onamın Araştırılması Zorunludur

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel
Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel | Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
2 Mart 2026 Okuma Süresi 3 dakika

Ameliyatlarda Hastaya Verilmeyen Bilgi, Hukuki Sorumluluğu Nasıl Değiştirir?

Hastaneye şifa bulmak umuduyla yatan bir yakınımızı, yaşamsal riski düşük görülen bir safra kesesi ameliyatı sonrasında kaybetmek, bir ailenin yaşayabileceği en acı ve sarsıcı süreçlerden biridir. Sağlık kurumlarına duyduğumuz güvenle teslim ettiğimiz canlarımızın, tedavi masasında veya sonrasında beklenmedik şekilde vefat etmesi, haklı olarak "Burada bir doktor hatası veya idari ihmal var mı?" sorusunu akıllara getirmektedir. Bu tür tıbbi uygulama hataları veya ihmal iddialarında, hukukun aradığı en temel şartlardan biri, hastanın ameliyatın riskleri konusunda gerçekten, eksiksiz ve anlayabileceği şekilde bilgilendirilip bilgilendirilmediğidir. Hastanın safra kesesi ameliyatından sonra durumunun ağırlaşması üzerine helikopter ambulansla başka bir hastaneye sevk edilmesi ve nihayetinde çoklu müdahalelere rağmen karaciğer yetmezliğinden hayatını kaybetmesi, olayın vehametini ve hasta yakınlarının yaşadığı yıkımı açıkça ortaya koymaktadır.

Ceza Soruşturması İzni Verilmemesi ve Tazminat Davası Süreci

Olayın ardından hasta yakınları, ameliyatı yapan hekimin karaciğer portal damarını keserek hastanın ölümüne sebep olduğu gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak Valilik tarafından soruşturma izni verilmemiş ve Bölge İdare Mahkemesi'nin itirazı reddetmesiyle idari inceleme aşaması tıkanmıştır. Bunun üzerine hasta yakınları, hastanenin ve sağlık görevlilerinin kusuru olduğu iddiasıyla manevi tazminat talepli tam yargı davası açmıştır. Tıbbi ihmal iddialarıyla açılan bu tarz davalarda mahkemeler genellikle Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alarak, yaşanan olumsuz sonucun bir malpraktis mi yoksa tıbbın kabul ettiği kaçınılmaz bir komplikasyon mu olduğunu tespit etmeye çalışır. Dosyada alınan bilirkişi raporu, damar yaralanmasını ameliyatın doğasında olan bir "komplikasyon" olarak değerlendirmiş, yapılan müdahalelerin ve sağlık personelinin tıp kurallarına uygun davrandığını belirtmiştir. İdare mahkemesi de sadece bu rapora dayanarak davanın reddine hükmetmiştir.

Adli Tıp "Komplikasyon" Dese Bile Aydınlatma Yükümlülüğü Araştırılmalıdır

Ancak, hasta yakınları yargılama boyunca çok kritik bir iddiada bulunmuştur: Kendilerine açık ameliyat yapılması gerektiği söylenmesine rağmen ameliyata kapalı (laparoskopik) yöntemle başlandığı, portal damar kesilince açık ameliyata mecburen dönüldüğü ileri sürülmüştür. Daha da önemlisi, ameliyata kapalı yöntemle başlanacağı veya operasyon sırasında meydana gelebilecek bu ağır riskler hakkında kendilerine hiçbir şekilde bilgi verilmediği vurgulanmıştır. Yani, hasta ve ailesinin en temel hasta haklarından olan "aydınlatılma ve bilgi alma hakkı" ihlal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, tam da bu noktada yerel idare mahkemesinin yaşam hakkının korunması kapsamındaki usul yükümlülüklerini yerine getirmediğini, eksik inceleme yaptığını tespit etmiştir. Yüksek Mahkeme bu hukuki durumu şu şekilde ifade etmiştir:

"Mahkeme; M.E.nin ameliyat sürecinde alınması gereken aydınlatılmış onam formunun alınıp alınmadığı, alınmışsa sözü edilen formun kapsamının ne olduğu ve formun ameliyat sırasında meydana gelebilecek ve başvurucunun ölümüne neden olabilecek riskleri içerip içermediği konusunda değerlendirme yapmamıştır. Oysa başvurucunun iddiaları dikkate alındığında anılan hususlarda gerekirse bilirkişi incelemesine de başvurularak bir değerlendirme yapılması gerekirdi."

Bu hukuki tespit ışığında, hukuki süreçlerde dikkat edilmesi gereken hayati hususlar şunlardır:

  • Onam Formunun Fiziki Varlığı ve Doğruluğu: Hastanelerin ameliyat öncesi hastalardan aldığı rutin imzalar veya matbu belgeler her zaman yeterli ve geçerli kabul edilmeyebilir. Formun usulüne uygun olarak gerçekten alınıp alınmadığı mahkemece titizlikle incelenmelidir.
  • Aydınlatmanın Kapsamı ve Yeterliliği: İmzalatılan belgenin, genel geçer ifadelerden ziyade, yapılacak spesifik ameliyata ve o hastaya özgü risklere odaklanması gerekir. Örneğin kapalı ameliyattan açık ameliyata geçiş ihtimaline ve hastanın ölümüyle sonuçlanan spesifik risklere dair net, anlaşılır bilgileri içerip içermediği esastır.
  • Bilirkişi İncelemesinin Sınırları: Adli Tıp raporu salt "tıbbi bir hata yok, operasyon sırasındaki damar yaralanması bir komplikasyondur" dese dahi, hukuki sorumluluk burada bitmez. Eğer hasta bu komplikasyon ihtimali hakkında ameliyat öncesinde usulünce aydınlatılmamışsa, devletin Anayasa'da güvence altına alınan yaşam hakkı ihlal edilmiş sayılabilir.
  • Mahkemelerin Etkili Soruşturma Yükümlülüğü: Yargı mercileri, hasta yakınlarının süreç boyunca aydınlatılmadıklarına dair ısrarlı iddialarını basitçe görmezden gelemez; mutlaka aydınlatma formunun içeriği, hastanın rızasının kapsamı ve geçerliliği hakkında özel bir inceleme yapmak zorundadır.

Sonuç ve Değerlendirme

Özetle, tıbbi müdahalelerde hekimin, hastanenin ve idarenin sorumluluktan kurtulabilmesi için uygulanan tedaviyi tıbbi standartlara uygun gerçekleştirmesi tek başına yeterli bir savunma değildir. Aynı zamanda hastayı; uygulanacak işlemin niteliği, taşıdığı tüm olası riskler, potansiyel komplikasyonlar ve alternatif tedavi yöntemleri hakkında eksiksiz, anlaşılır ve meslek etiğine uygun bir şekilde bilgilendirmesi zorunludur. Bu hayati bilgilendirmeler usulünce yapılmadan gerçekleştirilen ve ölümle sonuçlanan vakalarda, mahkemelerin sadece "hekimin eylemlerinde hata yoktur" diyen adli raporlara dayanarak davayı reddetmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, olayda anayasal yaşam hakkının usul boyutunun açıkça ihlal edildiğine hükmederek; eksikliklerin giderilmesi, onam formlarının kapsamının ve niteliğinin mahkemece araştırılarak hukuki bir değerlendirmeye tabi tutulması amacıyla yerel mahkemede yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir. Başvurucunun maddi ve manevi tazminat taleplerine gelince; hak ihlali sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılması için ilk derece mahkemesinde yapılacak yeni yargılamanın hukuken yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından, Anayasa Mahkemesi nezdindeki doğrudan tazminat talepleri bu aşamada reddedilmiştir.

İlhan Güner Başvurusu