3 Haziran 2026

Ortaklığın Giderilmesi Davalarında Usul Hataları

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel
Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Maddi Olayın Özeti

Başvurunun temelini, Ankara ili Yenimahalle ilçesi Alacaatlı köyünde konumlanan ve başvurucuların murisine ait hisseyi barındıran bir taşınmazın, usule aykırı yargılama işlemleri neticesinde satılması oluşturmaktadır. Murisin 1985 yılında vefat etmesine karşın, diğer paydaşlar tarafından 1998 yılında açılan ortaklığın giderilmesi davasında, muris hayattaymış gibi adrese tebligat çıkarılmış ve yargılama bu şekilde ikmal edilmiştir. Neticede taşınmaz, 2000 yılında gerçekleştirilen ihale ile satılmıştır.

Başvurucular, söz konusu ihale ve satış işlemlerinden ancak on yıl sonra haberdar olabilmiş ve kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, taraf teşkili sağlanmaksızın hüküm kurulmasını usule aykırı bularak yerel mahkeme kararını bozmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılamada bilirkişiler taşınmaz hisse bedelini 310.500 TL olarak saptamışsa da Sulh Hukuk Mahkemesi, taşınmazın başka parselle tefrik edilerek tapudan silindiği ve satışın tamamlandığı gerekçesiyle "konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" hükmetmiştir. Bu karar, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır. Mirasçılar, hukuki yolların pratikte sonuçsuz kalması üzerine mülkiyet ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, söz konusu başvuruyu Anayasa’nın 35. maddesinde korunan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak, Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı çerçevesinde denetlemiştir. Mahkeme, mülkiyet hakkının korunmasında devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamını net bir şekilde çizmiştir. Devletin yükümlülüğü yalnızca tarafların lehe sonuç almasını garanti etmek değil, uyuşmazlıkların çözümünü somut olarak sağlayacak uygun, öngörülebilir ve işler nitelikte hukuki mekanizmalar tesis etmektir.

Somut olayda, teorik düzeyde etkili bir giderim yolu olarak kurgulanan ortaklığın giderilmesi davası, yargı organlarının ağır usul hataları ve organizasyonel eksiklikleri nedeniyle işlevsiz kalmıştır. Taraf teşkili sağlanmaksızın, vefat etmiş bir kişiye tebligat yapılarak mülkün rıza dışı satılması ve mirasçıların bu yargısal süreçten tamamen yalıtılması, mülkiyet hakkına yönelik ağır ve orantısız bir müdahale teşkil etmektedir. Sürecin bütünü, hukuk devleti ilkesinin alt unsuru olan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini zedeleyici boyutlara ulaşmıştır.

AYM denetiminde, teorik olarak mevcut olan kanun yollarının pratikte ve uygulamada başvurucuların mağduriyetini giderme noktasında hiçbir başarı şansı sunmadığı saptanmıştır. Yargıtay'ın bozma kararı ile satışın hukuki dayanağı teorik olarak ortadan kalkmış olsa da yerel mahkemenin esasa ilişkin yeni bir karar vermekten kaçınması, ihlalin sonuçlarını hukuken gidermemiştir. Aksine, yerel mahkemenin "karar verilmesine yer olmadığı" yönündeki hükmü ve mevcut satış sürecini meşru kabul eden gerekçesi, devletin mülkiyet hakkı bağlamındaki koruma yükümlülüğü ile bağdaşmamaktadır. Başvurucular, yalnızca yargılama aşamasında iddia ve itirazlarını sunma hakkından mahrum bırakılmamış, aynı zamanda hak ettikleri taşınmaz bedelini zamanında tahsil etme imkanından da tamamen yoksun kılınmıştır. Bedelin banka hesabında bloke kalması ve nemalandırılmaması, başvurucular üzerinde öngörülemez ve katlanılamaz bir ekonomik külfet doğurmuştur. Mahkeme bu hususu şu yapısal tespitle somutlaştırmıştır:

"Teorik olarak taşınmazlardaki ortaklığın giderilmesi için etkili bir giderim sağlama kapasitesi bulunan ortaklığın giderilmesi davası hukuk yolu başvurucuların zararlarının giderilmesi açısından pratikte başarı şansı sunmamıştır."

Sonuç

Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.

Taşınmazın mülkiyetinin üçüncü kişilere geçmiş olması ve yerel mahkemede yeniden yargılama yapılmasının başvurucuların fiili mağduriyetini gidermeyeceği saptandığından, doğrudan maddi tazminat mekanizması işletilmiştir. Tazminatın hesaplanmasında, 2000 yılındaki satış bedeli olan 14.736 TL’nin, başvurucuların bedeli resmi olarak talep ettiği 2010 yılına kadar geçen süreçteki enflasyon karşısındaki değer kaybı (61.375,73 TL) hesaplanmış; ardından bu miktarın 2010 yılından 2025 yılının Kasım ayına kadar geçen uzun dönemdeki kümülatif enflasyon aşınması kurala bağlanmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri temel alınarak yapılan kümülatif güncelleme neticesinde, başvurucuların uğradığı gerçek zararın karşılanması amacıyla toplam 1.213.273 TL maddi tazminatın başvuruculara ödenmesine hükmedilmiştir.

AYNUR CEYLAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU