Noterlerin Taşınmaz Satış Sözleşmelerinden Kaynaklanan Sorumluluğu
Maddi Olayın Özeti
23/6/2022 tarihli ve 7413 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 13. maddesiyle, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 162. maddesine yeni bir fıkra eklenmiştir. Bu düzenleme uyarınca, taşınmaz satış sözleşmesinin noterler tarafından düzenlenmesinden dolayı oluşan zarardan bizzat noterlerin sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır. Aynı kuralda, söz konusu zararın Devlet tarafından ödenmesi hâlinde Devletin, ilgili sözleşmeyi düzenleyen notere rücu edeceği öngörülmüştür. İlgili kanun maddesi ayrıca, notere karşı açılacak tazminat davalarının tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görüleceğini ifade etmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri tarafından, kamu görevlilerinin ilgililere verdikleri zararların tazmini için ancak doğrudan idareye (Devlete) karşı dava açılabileceğini öngören anayasal kurallara aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle söz konusu fıkranın iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Davacılar ayrıca, tapu memurlarının kusursuz sorumluluğu bulunmazken noterlere yönelik bu rücu mekanizmasının eşitlik ilkesine ve mülkiyet hakkına aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.
Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, öncelikle davanın esasını Anayasa'nın 40. ve 129. maddeleri çerçevesinde incelemiştir. Anayasa'nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasında, kişinin resmî görevliler tarafından gerçekleştirilen haksız işlemler sonucu uğradığı zararın kanuna göre Devletçe tazmin edileceği ve Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkının saklı olduğu düzenlenmiştir. Benzer şekilde, Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilmektedir. Mahkeme, kamu görevlilerinin tazminat miktarını ödeyememe ihtimaline karşı idarenin sorumluluğunun davacılar için bir anayasal güvence oluşturduğunun altını çizmiştir.
Mahkeme, 1512 sayılı Noterlik Kanunu hükümlerini kapsamlı bir şekilde inceleyerek noterlerin hukuki statüsünü tespit etmiştir. Noterlik bir kamu hizmeti olarak tanımlanmış, noterlerin Adalet Bakanlığı tarafından atanması, denetlenmesi, sicillerinin tutulması ve disiplin cezalarının uygulanması gibi katı idari hiyerarşi kurallarına tabi olduğu saptanmıştır. Ayrıca noterlik dairesinin resmî daire sayılması, işlemlerin resmî niteliği ve noterlerin Türk Ceza Kanunu bağlamında kamu görevlisi statüsünde kabul edilmesi, noterliğin klasik adalet hizmetinin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, noterlerin birer özel teşebbüs veya serbest meslek erbabı gibi değerlendirilerek Anayasa'nın memurlar ve kamu görevlilerine ilişkin idari mali güvence sisteminden muaf tutulması hukuken mümkün görülmemiştir.
Mahkeme bu durumu şu şekilde ifade etmiştir:
"Buna göre noterliğin kamu hizmeti ve noterlerin kamu görevlisi oldukları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla noterler tarafından taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlenmesi nedeniyle meydana gelen zararların kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken ortaya çıkan zararlar kapsamında olduğunun kabul edilmesi gerekir."
Kararın temel dayanakları şunlardır:
- İdarenin Asli Sorumluluğu İlkesi: Anayasa'nın 129. maddesi amir hükmü gereğince, kamu görevlilerinin ifa ettikleri görevler sırasındaki hizmet kusurlarından kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle doğrudan doğruya ilgili kamu görevlisine dava yöneltilemez. Davanın muhatabı bizzat idaredir.
- Noterlerin Kamu Görevlisi Statüsü: Noterlerin yetki, görev ve atanma usulleri ile hukuki işlem güvenliğini sağlama şeklindeki asli fonksiyonları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, noterlerin ifa ettikleri hizmetin bir kamu hizmeti, kendilerinin de kamu görevlisi sıfatını haiz oldukları sabittir.
- Anayasal Rücu Mekanizmasının Zorunluluğu: Kamu görevlilerinin eylem ve işlemlerinden doğan zararı zarar görene ödeyen devletin, daha sonra kusuru oranında memura veya ilgili kamu görevlisine rücu etmesi anayasal bir güvence ve kuraldır. Zarar görene doğrudan kamu görevlisine dava açma imkânı tanıyan yasal düzenlemeler anayasal sisteme açıkça aykırıdır.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi, noterlerin kamu görevlisi statüsünü teyit ederek, noterler tarafından taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlenmesinden dolayı oluşan zararın tazmini talebiyle doğrudan noterler aleyhine dava açılmasına imkân tanıyan düzenlemeyi Anayasa'nın 40. ve 129. maddelerine aykırı bulmuş ve iptal etmiştir. Bu iptal kararı neticesinde, uygulanma imkânı kalmayan diğer fıkra kısımları da 6216 sayılı Kanun uyarınca iptal edilmiştir. İptal hükmü, idare hukukunun temel prensiplerinden olan idarenin mali sorumluluğu ilkesini pekiştiren bir yargısal karardır.