Ölenin Hesabından Para Çekmek Mirası Kabul Sayılır Mı?

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel | Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

17 Şubat 2026 Okuma Süresi 3 dakika

Mirastan Kalan Yüklü Borçlar: Hesaptaki Küçük Bir Parayı Çekmek Mirası Kabul Sayılır mı?

Bir yakınımızı kaybettiğimizde, yaşadığımız derin üzüntünün yanında bazen hiç beklemediğimiz hukuki ve maddi sorunlarla da yüzleşmek zorunda kalabiliyoruz. Vefat eden kişinin geride bıraktığı borçlar, mevcut malvarlığından çok daha fazlaysa, kanunlarımız mirasçılara bu ağır yükü reddetme imkânı tanır. Hukuk dilinde buna terekenin borca batık olması sebebiyle mirasın reddi denilmektedir. Ancak uygulamada vatandaşlarımız, bazen miras bırakanın banka hesabında unutulmuş çok küçük bir meblağı, örneğin ufak bir konut edindirme yardımı parasını çektikleri için devasa borçların sorumluluğuyla baş başa bırakılabiliyor. İlk bakışta sadece küçük bir paranın hesaptan çekilmesi olarak görülen bu masumane eylem, mahkemeler tarafından mirası ve tüm borçları kabul ettiniz şeklinde yorumlanabilmektedir.

Yakın zamanda Anayasa Mahkemesi'nin önüne gelen bir uyuşmazlıkta, tam da vatandaşın bu acı noktasına dokunan bir olay yaşanmıştır. Miras bırakanın geride bıraktığı yüz binlerce liralık çok büyük bir borç yükü söz konusuyken, mirasçılar banka hesabında bulunan ve borç miktarına kıyasla yok sayılabilecek kadar az olan cüzi bir parayı çekmişlerdir. Yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi, mirasçıların bu küçük parayı çekmesini mirası tamamen kabullendikleri yönünde değerlendirmiş, mirasın reddi taleplerini geri çevirmiştir. İlgili Yargıtay dairesi de bu kararı onamıştır. Oysa aynı Yargıtay dairesinin önceki pek çok dosyasında, çekilen küçük meblağların toplam borca kıyasla çok önemsiz kaldığı durumlarda bu eylemin mirası kabullenmek anlamına gelmeyeceği yönünde istikrarlı ve benzer kararları bulunmaktaydı.

Yargıtay Kararlarındaki Çelişki ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma

Vatandaşlarımızın adalete olan güveni, mahkemelerin benzer durumlarda benzer ve tutarlı kararlar vermesine bağlıdır. Aynı hukuki duruma sahip iki farklı kişinin davasında mahkemelerin birbirine taban tabana zıt kararlar vermesi, hukuki öngörülebilirliği ortadan kaldırır. Somut olayda ilgili Yargıtay dairesi, hiçbir somut ve haklı gerekçe göstermeden kendi yerleşik içtihadından sapmış ve borca oranla son derece cüzi olan bir paranın çekilmesini vatandaş aleyhine yorumlamıştır. Anayasa Mahkemesi bu adaletsiz tabloyu detaylıca incelemiş, hakkaniyete uygun yargılanma ilkesi çerçevesinde durumu şu şekilde ifade etmiştir:

"Aynı derece ve görevdeki mahkemelerin benzer davalarda tatmin edici ve makul bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları hukuki belirlilik ilkesine ters düşer. Aynı Yargıtay dairesinin, terekenin borca batık olduğu benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda daha önce sergilediği istikrarlı yaklaşımından, incelemeye konu olan bu davada hiçbir gerekçe göstermeksizin ayrılması kabul edilemez. Somut olayda, terekede var olan ve mirasçılar tarafından tahsil edilen meblağın, devasa boyuttaki tereke borcuna kıyasla son derece cüzi bir miktar olduğu açıkça ortadadır. Yargı mercilerinin borç ve çekilen para arasındaki bu açık orantısızlığı dikkate almaması ve kendi istikrarlı kararlarıyla çelişecek şekilde vatandaşı ağır borç yükü altında bırakması, Anayasa ile güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının açık bir ihlalidir."

Bu karar ışığında dikkat edilmesi gerekenler:

  • Borç ve Çekilen Tutar Arasındaki Oran: Vefat edenin banka hesabından çekilen paranın miktarı, geride kalan toplam borç ile mutlaka karşılaştırılmalıdır. Eğer çekilen tutar, devasa borca kıyasla son derece cüzi kalıyorsa, mahkemeler salt bu durumu mirası ve borçları tamamen sahiplenme şeklinde yorumlamamalıdır.
  • İstikrarlı Yargı Kararı Beklentisi: Yüksek mahkemelerin veya aynı dairelerin, daha önce benzer dosyalarda verdikleri tutarlı kararlardan haklı bir neden göstermeden dönmeleri hukuka aykırıdır. Mahkemelerin kendi kararları arasında tutarlılık sağlaması vatandaşın en temel anayasal hakkıdır.
  • Gerekçesiz Yaklaşım Değişiklikleri: Mahkemelerin vatandaş aleyhine sonuç doğuracak şekilde önceden benimsedikleri uygulamadan ayrılabilmeleri için ortada güçlü, tatmin edici ve mantıklı bir gerekçe olması zorunludur. Aksi bir tutum, adil yargılanma ve hukuki güvenlik prensiplerini zedeler.

Sonuç ve Değerlendirme

Anayasa Mahkemesi, miras bırakanın borcuna oranla son derece cüzi bir miktar olan paranın çekilmesinin, mirası doğrudan kabul etmek anlamına gelmeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Yargıtay dairesinin, kendi tutarlı uygulamasından sadece bu dosyaya özgü olarak ve hiçbir gerekçe göstermeden ayrılması, ayrıca çekilen çok küçük miktarı devasa borçla oranlamaması nedeniyle vatandaşın hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Bu hukuka aykırılığın giderilmesi, vatandaşın üzerindeki haksız yükün kaldırılması ve mağduriyetin sona erdirilmesi amacıyla dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. Miras hukuku ve borçlar ekseninde yaşanan bu tür mağduriyetlerde, mahkemelerin kendi aralarındaki çelişkili uygulamalarına karşı Anayasa Mahkemesi yolunun son derece etkili bir hak arama güvencesi olduğu görülmektedir.

Güler Veziroğlu vd. Başvurusu