Şüpheli Ölüm Soruşturmasında Hak İhlali

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel | Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

28 Ocak 2026 Okuma Süresi 6 dakika

Şüpheli Ölüm Soruşturmalarında Devletin Sorumluluğu: Delil Toplamada İhmal ve Hak İhlali

Yakınını şüpheli bir olay neticesinde kaybeden ailelerin en büyük beklentisi, devletin olayın tüm yönlerini aydınlatması ve varsa sorumluları cezalandırmasıdır. Anayasa Mahkemesi (AYM), 28 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yeni bir kararında, denizde ölü bulunan bir gencin soruşturmasında yapılan hataları mercek altına aldı. Bu yazı, şüpheli ölüm soruşturması sürecinde savcılığın ve kolluk kuvvetlerinin (polis/jandarma) uyması gereken etkin soruşturma yükümlülüğü üzerine bir rehber niteliğindedir.

Olayın Gelişimi: Karşıyaka Sahilinde Bulunan Ceset

2019 yılında İzmir Karşıyaka vapur iskelesi yakınlarında 18 yaşında bir gencin cansız bedeni denizde bulunmuştur. İlk bakışta vücudunda bir darp veya cebir izine rastlanmayan genç için savcılık tarafından doğrudan otopsi (ölü muayenesi) işlemi yapılmış ve ölümün suda boğulma sonucu gerçekleştiği mütalaa edilmiştir. Ancak başvurucu olan baba, oğlunun ölümünde başkalarının parmağı olabileceği ve soruşturmanın eksik yürütüldüğü iddiasıyla hukuki süreci başlatmıştır.

Soruşturmadaki Temel Eksiklikler Nelerdir?

Anayasa Mahkemesi yaptığı incelemede, yerel makamların (savcılık ve emniyet) şu kritik noktalarda özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını tespit etmiştir:

  • Kamera Kayıtlarının Gecikmesi: Olay yerini görebilecek güvenlik kameraları olaydan ancak 1 yıl sonra araştırılmış, bu sürede kayıtlar (silindiği için) ulaşılamaz hale gelmiştir.
  • Amatörce İnceleme: Toplanan bazı görüntüler, uzman bilirkişiler yerine polis memurları tarafından (tutanaktaki ifadeyle) amatörce izlenmiş ve şüpheli bir durum olmadığına karar verilmiştir.
  • HTS Kayıtları (Telefon Sinyalleri): Gencin telefonunun en son nereden sinyal verdiği ve kimlerle görüştüğü (HTS dökümü) getirtilmiş ancak bu veriler üzerinde derinlemesine bir uzman incelemesi yapılmamıştır.
  • Tanık Beyanlarındaki Çelişkiler: Genci en son gören arkadaşlarının ifadeleri arasındaki zaman ve kişi uyuşmazlıkları savcılıkça giderilmemiştir.
  • Olay Yeri İncelemesi: Mahkeme kararına rağmen, gencin son gece kaldığı evde gerekli delil araştırması (parmak izi, DNA vb.) yapılmamıştır.

Anayasa Mahkemesinin Yaşam Hakkı Değerlendirmesi

Anayasa’nın 17. maddesi devlete sadece kimseyi öldürmeme ödevi değil, aynı zamanda şüpheli her ölüm olayını aydınlatma ödevi de yükler. AYM bu kararında şu önemli ilkeyi vurgulamıştır:

Etkili soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Devletin görevi mutlaka bir mahkumiyet kararı çıkarmak değil; ulaşılabilir tüm delilleri makul bir özen ve süratle toplamaktır.

Mahkemeye göre, bir soruşturmada delillerin kaybolmasına (kamera kayıtlarının silinmesi gibi) neden olacak şekilde yavaş hareket edilmesi, yaşam hakkının usul boyutunun ihlali (soruşturma usulü hatası) anlamına gelir.

Sonuç: Tazminat ve Yeniden Soruşturma

Anayasa Mahkemesi, başvurucu babanın haklı olduğuna karar vererek şu sonuçlara hükmetmiştir:

  • Yaşam hakkının ihlal edildiğine dair tespit kararı verilmiştir.
  • İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosya Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden soruşturma açılması için gönderilmiştir.
  • Başvurucuya yaşadığı manevi acılar nedeniyle net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
  • Ayrıca 40.487,60 TL yargılama gideri başvurucuya ödenecektir.

Bu karar göstermektedir ki; takipsizlik kararı (kovuşturmaya yer olmadığına dair karar) verilmiş olsa dahi, eğer soruşturmada ciddi eksiklikler varsa Anayasa Mahkemesi yoluyla bu sürecin yeniden canlandırılması mümkündür.

Nurettin Ekinci Başvurusu