Tapu Tahsis Belgesi Olup Arsa Alamayanların Tazminat Hakkı

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel | Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

17 Şubat 2026 Okuma Süresi 3 dakika

Tapu Tahsis Belgesi Olan Ancak Arsasını Alamayan Vatandaşın Hakları Nelerdir?

Yıllar önce barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla dişinden tırnağından artırarak bir yuva kuran ve devletten "Tapu Tahsis Belgesi" alan pek çok vatandaşımız, imar planlarındaki değişiklikler nedeniyle büyük mağduriyetler yaşıyor. Yıllarca yaşadıkları, üzerine ev inşa ettikleri arazilerin imar planlarında okul, yol veya yeşil alan olarak ayrıldığını öğrenen hak sahipleri, idareye başvurduklarında genellikle "uygun imar parseli bulunmadığı" gerekçesiyle reddediliyorlar. Elinde devletin verdiği resmi bir belge olmasına rağmen ne arsasını alabilen ne de kendisine eş değer başka bir yer gösterilen vatandaşımız, adeta bir hukuk boşluğuna terk edilmiş hissediyor. Hukuk devletinde idarenin temel görevi, vatandaşını belirsizlik içinde bırakmak değil, kazanılmış haklarını korumak ve doğan zararlarını eksiksiz bir şekilde telafi etmektir. Anayasa Mahkemesinin önüne gelen güncel bir uyuşmazlık, tam da bu şekilde arsasına el konulan, tahsis talebi reddedilen ve zararı karşılanmayan bir vatandaşımızın hak arama mücadelesini konu almaktadır.

Tapu Tahsis Belgesi Mülkiyet Hakkı Sağlar Mı?

Vatandaşlarımız arasında tapu tahsis belgesinin doğrudan bir tapu senedi gibi işlem göreceği yönünde yaygın bir inanç bulunmaktadır. Ancak hukuki niteliği itibarıyla tapu tahsis belgesi, tek başına mülkiyet hakkının konusu değildir. Bu belge, ıslah imar planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eden bir ön belgedir. Ancak bu durum, vatandaşın hakkının korumasız olduğu anlamına gelmez. Eğer tapu tahsis belgesine dayalı tescil koşullarının varlığı daha öncesinde bir yargı kararı ile tespit edildiyse, artık ortada "meşru bir beklenti" oluşmuş ve anayasal mülkiyet hakkı devreye girmiş demektir. Mahkeme bu durumu şu şekilde ifade etmiştir:

"Bu durumda yargı mercilerinin başvurucunun tahsis talebi hususunda gerekli bütün koşulların gerçekleştiği yönündeki tespiti de dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet hakkı bakımından meşru bir beklentisinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır."

"Uygun İmar Parseli Yok" Demek Tazminat Sorumluluğunu Ortadan Kaldırmaz

Hak sahibi olduğu yargı kararıyla ispatlanan vatandaşa eş değer bir yer verilmesi gerektiğinde, idareler sıklıkla "bölgede uygun imar parseli bulunmadığı" savunmasını yapmaktadır. İdarenin bu yöndeki savunması fiili bir gerçeği yansıtsa da, bu durum vatandaşın zararının giderilmemesinin bir bahanesi yapılamaz. Tam yargı davasında (tazminat davasında) tazminata ilişkin koşulların mahkemelerce dar yorumlanarak sırf doğrudan tapu yok diye tazminata hükmedilmemesi, mülkiyet hakkını ihlal etmektedir. Tahsis talebine uygun imar parselinin bulunmaması, yani idare açısından bir zorunluluğun olması, tazminata hükmedilmemesinin gerekçesi olamaz. Devlet bu mağduriyetten doğan zararı gidermelidir. Yüksek Mahkeme, idarenin yükümlülüğüne vurgu yaparak bu kuralı şu sözlerle perçinlemiştir:

"Tahsis talebinin uygun imar parseli bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi, başka bir anlatımla işlemin keyfiyetten değil bir zorunluluktan kaynaklanması da başvurucunun mağduriyetinin giderilmediği gerçeğini değiştirmeyecektir. Bir hukuk devletinde idarenin eski hâle getirme (restitutio in integrum) ilkesi gereğince kişiyi, hukuka aykırı işlem tesis edilmemiş olsaydı kişi hangi durumda olacaksa ona mümkün olduğunca en yakın konuma getirme yükümlülüğü bulunmaktadır."

Mahkemenin Hatalı Yönlendirmesi Vatandaşa Fatura Edilemez

Hukuki süreçlerde süreler hayati öneme sahiptir ve bir gün bile gecikmek, telafisi imkânsız hak kayıplarına neden olabilir. Ancak vatandaşın adalete erişimini sağlayan mahkemelerin, verdikleri kararlarda başvuru yollarını ve sürelerini doğru göstermeleri de anayasal bir zorunluluktur. Bazen mahkemeler, kararın miktar itibarıyla kesin olmasına rağmen, gerekçeli kararda "istinaf yolu açık" şeklinde hatalı ibareler kullanabilmektedir. Mahkeme kararında belirtilen kanun yoluna başvurunun kararın kesin olması nedeniyle reddi halinde, bu hata başvurucuya atfedilemez. İdarenin veya yargı mercilerinin kendi hatalı yönlendirmesi sonucu geciken süreçler, vatandaşın aleyhine yorumlanamaz. Böyle bir durumda dava açma süresi, başvuru merciinin (bu dosyada istinafın) ret kararını vatandaşa tebliğ ettiği tarihten itibaren başlar.

Bu karar ışığında dikkat edilmesi gerekenler:

  • Sürelerin Hesaplanması: Mahkemelerin kanun yolunu (istinaf/temyiz) hatalı göstermesi vatandaşa yüklenemez; süreler mahkemenin bu yanıltıcı sürecinin kesinleşmesinden itibaren başlar.
  • Meşru Beklenti ve Koruma: Tapu tahsis belgesi tek başına mülkiyet sayılmasa da, yargı kararıyla tescil koşulları tespit edildiğinde anayasal mülkiyet koruması başlar.
  • Devletin Tazminat Yükümlülüğü: İdare, "verecek arsam kalmadı" diyerek sorumluluktan kaçamaz. Devlet, fiili imkansızlık durumunda taşınmazın güncel değeri üzerinden oluşan zararı gidermek zorundadır.
  • Dar Yorum Yasağı: Mahkemelerin, vatandaşın açtığı tazminat davalarında şartları katı ve dar yorumlayarak davayı reddetmesi, kişiye şahsi olarak aşırı bir külfet yükler ve açık bir ihlal nedenidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Devletin kendi verdiği belgelerle oluşan hakların, fiili imkansızlıklar öne sürülerek yok sayılması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. İdarenin uygun arsa olmadığı gerekçesine sığınarak tazminat talebini reddetmesi ve mahkemelerin bu işlemi hukuka uygun bularak tam yargı davasını reddetmesi, mülkiyet hakkına yapılmış ölçüsüz bir müdahaledir. Ortaya çıkan bu ihlalin ortadan kaldırılması ve vatandaşın zararının tam anlamıyla telafi edilebilmesi için, ilgili yerel mahkemede yeniden yargılama yapılması gerektiği karara bağlanmıştır. Vatandaşlarımız, arsa tahsis taleplerinin fiili nedenlerle reddedilmesi halinde idarenin tazminat sorumluluğunun devam ettiğini bilmeli ve hukuki hak arama süreçlerini bu bilinçle kararlılıkla sürdürmelidir.

Sezgin Akın Başvurusu