TMK 164: Terk Sebebiyle Boşanma Davası ve İhtar Prosedürü
Hap Bilgi: Terk Nedeniyle Boşanma Davasında Bilmeniz Gerekenler
TMK m. 164'te düzenlenen terk, katı süre ve şekil şartlarına bağlıdır. Davanın reddedilmemesi ve hak kaybı yaşamamak için şu altın kuralları unutmayın:
- 6 Aylık Süre Kuralı: Evden haksız yere ayrılan eşe hemen dava açılamaz. Evden ayrılışın üzerinden en az 4 ay geçtikten sonra noter veya mahkemeden "Eve Dön" ihtarı çekilir. İhtarda eve dönmesi için 2 ay süre verilir. Toplam 6 ay dolmadan dava açılamaz.
- Hükmi Terk (Evden Kovulma): Sizi evden kovan veya evin kilidini değiştiren eş, hukuken evi "terk etmiş" sayılır. Bu durumda ihtar çekme ve dava açma hakkı evden kovulan eşe aittir.
- Haklı Ayrılıklar Terk Sayılmaz: Şiddet gören veya can güvenliği olmayan eşin evi terk etmesi haklıdır, ona ihtar çekilemez. Aynı şekilde eşini kayınvalide/kayınpederle aynı evde yaşamaya zorlayan kişi, bağımsız ev sağlamadığı sürece eşine terk davası açamaz.
- ÇOK KRİTİK UYARI (Örtülü Af): Yargıtay'a göre bir eşe "eve dön ihtarı" çekmek, onun geçmişteki tüm kusurlarını (şiddet, hakaret, sadakatsizlik) affettiğiniz anlamına gelir! Eşiniz size ağır kusurlu davranıp gittiyse ihtar çekmek, ondan alabileceğiniz yüklü manevi tazminatları kendi elinizle yok etmeniz demektir.
Türk Medeni Kanunu'nun 164. maddesinde düzenlenen "Terk", aile hukukumuzda özel, mutlak ve kusura dayalı bir boşanma sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Terke dayalı boşanma davalarının oldukça katı usul ve şekil kurallarına (ihtarnameler, bekleme süreleri, bağımsız konut temini) tabi olması nedeniyle, müvekkillerimizin hak kaybına uğramaması ve usuli hatalar yüzünden davalarının reddedilmemesi adına dava stratejisini en baştan hatasız kurgulamamız hayati önem taşır.
Bölüm 1: Terk Sebebinin Hukuki Niteliği ve Maddi Unsurları
Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 164. maddesinde düzenlenen "terk", aile hukukumuzda yer alan özel, mutlak ve kusura dayalı bir boşanma sebebidir. Terk fiilinin hukuken "mutlak" bir boşanma sebebi olarak düzenlenmesinin usul hukukundaki en önemli yansıması, davanın yasal şartlarının (özellikle fiili ayrılık sürelerinin ve ihtar prosedürünün) davacı tarafça usulüne uygun şekilde ispatlanması halinde, aile mahkemesi hâkiminin evlilik birliğinin diğer eş için çekilmez hale gelip gelmediğini ayrıca araştırmasına gerek bulunmamasıdır. İspat külfeti yerine getirildiğinde, hâkim kusur kıyaslaması yapmaksızın ve başka bir çekilmezlik unsuru aramaksızın doğrudan boşanmaya karar vermek zorundadır.
Terkin aynı zamanda "kusura dayalı" bir boşanma sebebi olması, eylemi gerçekleştiren eşin ayırt etme gücüne sahip olmasını ve eylemi kasten işlemesini emreder; nitekim akıl hastası olan bir eşin ortak konutu terk etmesinde iradi bir hareketten söz edilemeyeceğinden, kendisine kusur yüklenemez ve aleyhine terk sebebiyle boşanma davası ikame edilemez.
Maddi ve manevi unsurlar açısından incelendiğinde; terk eyleminin gerçekleşmiş sayılabilmesi için eşlerden birinin ortak yaşama son vermek gayesiyle fiilen ortak konuttan ayrılması veya haklı bir sebep olmaksızın konuta dönmemesi maddi unsuru oluşturur. Bu ayrılığın, evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri (sadakat, bakım, ortak yaşamı sürdürme vb.) yerine getirmemek maksadıyla yapılması ise terkin manevi (kast) unsurunu teşkil etmektedir. Eşlerin aynı konut içerisinde yaşamaya devam etmelerine rağmen yataklarını ayırmaları, birbirlerine küsmeleri, konuşmamaları, birlikte yemek yememeleri veya cinsel ilişkiden kaçınmaları durumunda kanunun aradığı maddi anlamda ortak konuttan ayrılma unsuru oluşmadığından, bu davranışlar tek başına terk sebebiyle boşanma davasına konu edilemez.
Uygulamada sıklıkla karşılaştığımız bir diğer husus, zorunlu ayrılıkların durumudur. Evlilik birliğinin yükümlülüklerinden kaçınma maksadı bulunmadığı sürece, salt ortak konuttan uzun süre ayrı kalmak hukuken terk sebebi oluşturmaz. Eşlerden birinin iş veya mesleki zorunluluklar sebebiyle uzun süreliğine şehir dışına veya yurtdışına gitmesi, zorunlu askerlik görevini ifa etmesi, tedavi amacıyla hastanede yatması, kaçırılması, tutuklanması veya cezaevinde mahkûmiyetini infaz etmesi gibi zorunlu ayrılık hallerinde, fiil iradi bir terk kastına dayanmadığından TMK m. 164 kapsamında boşanma sebebi sayılamaz.
Son olarak, doktrinde ve Yargıtay uygulamasında "hükmi terk", "zorlayıcı terk" veya "yapıntı terk" olarak isimlendirilen durum, TMK m. 164/1 fıkrasının son cümlesinde mağdur eşi korumak amacıyla özel olarak düzenlenmiştir. Bu emredici hükme göre; diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlayan (örneğin fiziksel şiddet uygulayarak evden kovan) veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen (örneğin evin kilidini değiştiren) eş de kanunen terk etmiş sayılır. Bu tür olaylarda ortak konuttan fiilen ayrılmak zorunda kalan eş terk eden değil "terk edilen (mağdur)" konumuna geçmektedir ve evden kovan eş aleyhine, kanunun aradığı süre ve ihtar şartlarını yerine getirmek kaydıyla terk sebebiyle boşanma davası açma hakkına bizzat sahip olmaktadır.
Bölüm 2: Ayrı Yaşamakta Haklılık Durumu ve İstisnalar
Müvekkillerimize hukuki danışmanlık verirken altını çizdiğimiz en temel kural; ortak konuttan her fiili ayrılışın hukuken "terk" sayılmayacağıdır. Türk Medeni Kanunu m. 164 kapsamında terk sebebine dayalı boşanma davası açılabilmesi için, eşin ortak konuttan ayrılmasının veya yapılan usulüne uygun ihtara rağmen eve dönmemesinin "haklı bir sebebe" dayanmaması, yani eylemin hukuka aykırı olması zorunludur. Eğer eşin ortak konuttan ayrılmakta veya dönmemekte haklı bir sebebi varsa, bu ayrılık kanuni anlamda bir terk davasına temel oluşturamaz.
2.1. TMK m. 197 Kapsamında Ayrı Yaşama Hakkı (Can Güvenliği ve Şiddet)
Türk Medeni Kanunu'nun 197. maddesinin ilk fıkrası, eşlerin haklı sebeple ayrı yaşama durumunu düzenlemektedir. Bu hükme göre; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Pratik bir örnek vermek gerekirse; fiziksel şiddet gören, can güvenliği tehlikede olan, ölümle tehdit edilen veya ağır hakaretlere maruz kalan bir eşin, ailenin huzuru ve kendi bedensel bütünlüğü tehlikede olduğu için ortak konutu terk etmesi haklı bir sebebe dayanır. Bu eşin, hayatını tehlikeye atarak eve dönmesi beklenemez ve kendisine "eve dön" ihtarı çekilerek terke dayalı boşanma davası açılamaz.
2.2. Ortak Konutun Manevi Bağımsızlığının Bulunmaması
Uygulamada sıklıkla karşılaştığımız bir diğer haklı ayrılık sebebi, evin "manevi bağımsızlığının" bulunmamasıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre; eşlerden birinin, diğer eşin anne-babası veya yakın akrabalarıyla birlikte aynı evde yaşamaya zorlanması ve evliliğin mahremiyetini sağlayacak bağımsız bir konutun temin edilmemesi, o evi terk eden eş için haklı bir sebep olarak kabul edilmektedir. Eşini kendi ailesiyle birlikte yaşamaya zorlayan taraf, bağımsız bir konut temin etmediği sürece evi terk eden eşini "haksız" olarak nitelendiremez ve terk davası açamaz. Ancak, diğer eş tarafından uygun şartları taşıyan tam bağımsız bir ev kiralandığında/alındığında, evi terk etmiş olan eşin haklı sebebi ortadan kalkacağı için artık ortak konuta dönmesi gerekir.
2.3. Derdest (Devam Eden) Boşanma veya Ayrılık Davasının Bulunması
Dava stratejisi kurgularken karşılaştığımız en kritik usul engellerinden biri de taraflar arasında devam eden yargılamalardır. Eşler arasında açılmış derdest bir boşanma yahut ayrılık davası mevcutsa, bu davanın sonucunda verilecek ret kararı kesinleşinceye kadar eşlerin ayrı yaşama hakkı yasal olarak doğar. Dolayısıyla, bir boşanma davası sürmekteyken (veya dava işlemden kaldırılmış olup da henüz açılmamış sayılmasına karar verilmemişken) evi terk eden eşe ihtar çekilemez ve bu süre zarfında geçen ayrılık zamanı TMK m. 164 kapsamındaki altı aylık terk süresinin hesabına katılamaz. Aleyhine boşanma davası açılmış olan bir eş bile, dava süresince ayrı yaşamakta ve müşterek konuta dönmemekte haklı kabul edilmektedir.
2.4. Tedbir Nafakası ve İyiniyeti Kaldıran Diğer Davalar
Sadece boşanma veya ayrılık davaları değil, eşler arasında husumet doğuran ve iyiniyetle bağdaşmayan diğer davaların varlığı da haklı ayrı yaşama sebebi oluşturabilir. Eşlerden birinin diğerine yönelik gerçekleştirdiği haksız fiiller nedeniyle açılan ceza soruşturmaları, ağır tazminat davaları veya evliliğin butlanı davası devam ederken eşlerin ayrı yaşamakta haklı olduğu kabul edilir ve bu süreçte terk sebebiyle ihtar gönderilemez. Ayrıca, eşin bağımsız olarak açtığı bir "tedbir nafakası davası" varsa, bu davanın haklı bir ayrı yaşama hakkı verip vermediği, yargılama sonunda ortaya çıkacak karara göre şekillenmektedir.
Bölüm 3: Terkte Hak Düşürücü Süre Koşulları (Usul Hukuku)
Terke dayalı boşanma davalarında müvekkillerimiz adına yürüttüğümüz hukuki sürecin en hassas ve teknik kısmı, kanunun emredici olarak düzenlediği "süre" koşullarıdır. Terk eyleminin varlığı tek başına dava açmak için yeterli olmayıp, bu ayrılığın belirli bir süre kesintisiz olarak devam etmiş olması usul hukuku bakımından mutlak bir dava şartıdır.
3.1. Fiili Ayrılığın Kesintisiz Olarak En Az Altı Ay Sürmesi
Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 164. maddesine dayanılarak terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için, haklı bir sebep olmaksızın ortak konuttan ayrılma eyleminin (fiili ayrılığın) kesintisiz olarak en az "altı ay" sürmüş olması zorunludur. Kanun koyucu bu altı aylık süreyi öngörerek, eşlere anlık bir öfkeyle alınan ayrılık kararlarından dönmeleri, evlilik birliğini yeniden değerlendirmeleri ve barışmaları için makul bir zaman tanımayı amaçlamıştır. Bu asgari altı aylık süre, davanın esasına ilişkin bir dava şartı olduğundan, bu süre dolmadan veya süreler yanlış hesaplanarak açılan terke dayalı boşanma davası, mahkemece başkaca bir inceleme yapılmaksızın doğrudan usulden reddedilecektir.
3.2. Dört Aylık Bekleme ve İki Aylık İhtar Süresi Kuralı
Altı aylık asgari sürenin işletilmesi kanunda iki aşamalı katı bir usuli takvime bağlanmıştır. Terk eyleminin gerçekleştiği (eşin haksız olarak evden ayrıldığı veya evden kovulduğu) tarihten itibaren öncelikle en az "dört ay" geçmesi beklenmelidir. Dört aylık bu ayrılık süresi dolmadan mahkemeden veya noterden ihtar talebinde bulunulamaz.
TMK m. 164/2 hükmü uyarınca, davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe "iki ay içinde" ortak konuta dönmesi gerektiği, dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Dolayısıyla, ilk dört aylık eylemli bekleme süresine, ihtarın karşı tarafa usulüne uygun tebliğinden itibaren işlemeye başlayan iki aylık yasal dönme süresi de eklendiğinde, kanunun aradığı asgari altı aylık fiili ayrılık süresi tamamlanmış olmaktadır.
3.3. Dürüstlük Kuralı (TMK m. 2) Çerçevesinde Kısa Süreli Dönüşlerin Durumu
Terke dayalı davalarda taraf vekili olarak kurguladığımız stratejilerde en sık karşılaştığımız engellerden biri, terk eden davalı eşin süreyi kesmek maksadıyla eve taktiksel ve kötü niyetli dönüşler yapmasıdır. Kural olarak, evi terk eden eşin altı aylık süre dolmadan ortak konuta dönmesiyle birlikte terk eylemi sona erer ve o ana kadar işlemiş olan fiili ayrılık süresi kesilir. Ancak burada yasamızın temel taşı olan TMK m. 2'deki dürüstlük kuralı devreye girmektedir.
Terk eden eşin, evlilik birliğini ve ortak hayatı yeniden kurma (barışma) amacı taşımaksızın, sırf ihtarın hukuki sonuçlarını bertaraf etmek, işlemekte olan altı aylık süreyi kesmek ve açılacak boşanma davasını engellemek amacıyla eve kısa süreliğine (örneğin birkaç saatliğine veya sırf göstermelik olarak bir iki günlüğüne) dönüp tekrar gitmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre; samimiyetsiz ve dürüstlük kuralına aykırı olan bu tür kısa süreli taktiksel dönüşler, yasanın aradığı altı aylık kesintisiz ayrılık süresini kesmiş sayılmaz ve süreyi baştan başlatmaz. Süre, sanki eş eve hiç dönmemiş gibi usulen kaldığı yerden işlemeye devam eder.
Bununla birlikte yeniden hatırlatmak gerekir ki; eşin iradesi dışında gerçekleşen zorunlu nedenlerle (örneğin tutukluluk hali, hastanede yatarak tedavi görme gibi) konuta dönemediği süreçler terk iradesi taşımadığından ve eşlerin birbirine karşı açtığı derdest bir boşanma/ayrılık davası süresince ayrı yaşama hakkı doğduğundan, bu dönemlerde geçen zamanlar usulen altı aylık terk süresinin hesabına katılamamaktadır.
Bölüm 4: İhtar Kurumu ve Geçerlilik Şartları (Dava Şartı Olarak İhtar)
Terke dayalı boşanma davalarında karşılaştığımız en kritik ve şekli kurallara en sıkı sıkıya bağlı olan aşama "ihtar" kurumudur. Kanun koyucu, terk eden eşe karşı doğrudan boşanma davası açılmasını engellemiş ve davanın açılabilmesi için usulüne uygun bir ihtarın tebliğ edilmesini mutlak bir "özel dava şartı" olarak öngörmüştür. İhtarın yasal geçerlilik koşullarından birinin dahi eksik olması, aile mahkemesince davanın esasına girilmeksizin usulden reddedilmesi sonucunu doğurur.
4.1. İhtarın Hukuki Niteliği ve İhtarı Çekmeye Yetkili Makam
İhtar, terk eden eşe evlilik birliğinin yükümlülüklerini hatırlatan ve ortak konuta dönerek evliliği kurtarması için verilen son bir yasal fırsattır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 164/2 hükmüne göre, davaya hakkı olan eşin istemi üzerine ihtar işlemi "hâkim veya noter" aracılığıyla yapılmalıdır. İhtarı çekecek olan makam (görevli aile mahkemesi veya noter), taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasına girmeden, yani kimin evi terk etmekte haklı kimin haksız olduğunu incelemeden yalnızca yasal şekil şartlarının yerine getirilip getirilmediğine bakarak bu işlemi gerçekleştirir.
4.2. İhtarda Yer Alması Gereken Uyarılar ve İki Aylık Süre
Yasa metninin amir hükmü uyarınca, gönderilecek ihtarnamede terk eden eşe; tebliğden itibaren "iki ay içinde" ortak konuta dönmesi gerektiği ve eğer haklı bir sebebi olmaksızın dönmezse bunun doğuracağı hukuki sonuçlar hakkında kesin bir uyarıda bulunulması şarttır. Yani ihtarnamede, eşin yasal süre içinde haklı bir mazereti olmaksızın eve dönmemesi halinde aleyhine "terke dayalı boşanma davası" açılacağı açıkça ve anlaşılır biçimde yazmalıdır. İhtarın tebliğinden itibaren işlemeye başlayan bu iki aylık yasal bekleme süresi dolmadan açılan boşanma davaları dinlenmez.
4.3. İhtarın Maddi Geçerlilik Şartları: Bağımsız Konut ve Yol Gideri
Uygulamada ve Yargıtay içtihatlarında ihtarın geçersiz sayılmasına ve davanın reddine en çok yol açan usuli hatalar, dönülecek konutun niteliğine ve yol masraflarının karşılanmamasına ilişkindir. İhtarın hukuken geçerli bir sonuç doğurabilmesi için şu maddi unsurları harfiyen taşıması zorunludur:
- Bağımsız ve Hazır Konut: İhtarda, terk eden eşin döneceği ortak konutun açık adresi hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde belirtilmelidir. Ayrıca bu konutun, kayın hısımlarından (eşin anne-babası vb.) arındırılmış, manevi ve fiziki olarak bağımsız, eşin dönüp yaşamasına elverişli bir şekilde hazır bulundurulması şarttır.
- Konutun Anahtarının Bulunduğu Yer: Eşin eve döndüğünde kapıda kalmaması için, konutta sürekli birileri bulunmuyorsa evin anahtarının nerede olduğu (örneğin güvenilir bir komşuda veya belirtilen bir adreste olduğu) ihtarda açıkça belirtilmeli veya anahtar ihtarname ile birlikte gönderilmelidir.
- Yol Giderlerinin Karşılanması: Terk eden eşin ortak konuta dönebilmesi için gerekli olan mutat yol, konaklama ve iaşe masraflarının ihtar çeken eş tarafından konutta ödemeli (örneğin PTT havalesi vb. yollarla) peşinen gönderilmesi zorunludur. Yargıtay uygulamalarına göre, eve dönmesi için eşe tanınan 2 aylık yasal sürenin işlemesi, bu yol giderinin usulüne uygun şekilde gönderilmesine sıkı sıkıya bağlıdır; nitekim söz konusu iki aylık süre, ihtarnamenin tebliğinden değil, yol giderinin eş tarafından almaktan imtina edildiği (veya eşe ödendiği) tarihten itibaren işlemeye başlar. Yol masrafı gönderilmeden veya yetersiz gönderilerek çekilen ihtarlar hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.
4.4. İhtarın Samimiyeti
Hukuken usulüne uygun ve eksiksiz bir ihtarname hazırlanmış olsa bile, ihtarda bulunan eşin eve davetinde samimi olması dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereğidir. Eşini eve davet eden tarafın aslında barışma ve evliliği sürdürme niyeti taşımadığı, ihtarı sadece terke dayalı boşanma davası açabilmek için kurgusal bir prosedür olarak kullandığı tespit edilirse ihtar geçersiz sayılır. Örneğin, ihtar gönderilmeden hemen önce veya ihtar süresi işlerken eş aleyhine "şiddetli geçimsizlik" (TMK m. 166) sebebine dayalı başkaca bir boşanma davası açılmışsa, bu eylem davet eden eşin iradesinin samimiyetsiz olduğunu gösterdiğinden ihtar hukuken değerini yitirir.
Bölüm 5: İhtarın Hukuki Sonuçları, Örtülü Af ve Dava Stratejisi
Terk (TMK m. 164) davalarında müvekkillerimizle strateji kurgularken en çok mesai harcadığımız ve davanın kaderini belirleyen aşama, şüphesiz ihtar kurumunun yarattığı "örtülü af" riskidir. İhtar, hukuken yalnızca eşi eve çağıran usuli bir şart (dava şartı) değil; aynı zamanda geçmişe sünger çeken, mali ve şahsi hakları temelden sarsabilen çok ağır sonuçlara sahip bir irade beyanıdır.
5.1. İhtar Çekmenin "Örtülü Af" veya "Hoşgörü" Sayılması
Yargıtay'ın yerleşik ve tavizsiz içtihatlarına göre; evi terk eden eşine mahkeme veya noter aracılığıyla "ortak konuta dön" ihtarı çeken eş, ihtar talep tarihine kadar gerçekleşmiş olan tüm kusurlu davranışları affetmiş veya en azından hoşgörüyle karşılamış kabul edilmektedir. Bir eşi ortak yaşama yeniden davet etmek, evlilik birliğini sürdürme arzusunu ve geçmiş olayların evliliği çekilmez kılmadığını gösterdiğinden, hukuken "af" işlemi olarak nitelendirilir. Makul seviyedeki her insanda, ihtar öncesi gerçekleşen fiziksel şiddet, hakaret veya sadakatsizlik gibi eylemlerin ihtar eden tarafından affedildiği kanaati uyanır.
5.2. Diğer Boşanma Sebeplerine (TMK m. 161, 162, 166) Yıkıcı Etkisi
Gönderilen bu ihtarname ile birlikte gerçekleşen hukuki affın, usul hukukundaki yansıması son derece katıdır. İhtar gönderen eş, artık ihtar tarihinden önce yaşanmış olan olaylara dayanarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik - TMK m. 166) yahut hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162) sebepleriyle dava açamaz.
Hatta eşin ihtar çekmeden önce dayanmış olduğu ve açtığı derdest bir boşanma davası varsa, sırf bu ihtarı çekmesiyle birlikte davasından ve iddialarından vazgeçtiği (affettiği) kabul edilerek açılmış davası reddedilecektir. İhtardan sonra davalı eşin kusurlu yeni bir eylemi vuku bulmadıkça, salt ihtardan önceki olaylar delil gösterilerek başka bir nedene dayalı boşanma kararı elde etmek imkânsızlaşır.
5.3. Avukatlık Pratiğindeki İstisna: "Bilinmeyen" Kusurların Durumu
Bu katı örtülü af kuralının avukatlık pratiğinde kullanabildiğimiz en önemli istisnası, ihtarı çeken eşin o tarihte "henüz bilmediği" kusurlu eylemlerdir. Af iradesi, doğası gereği ancak varlığı bilinen olaylara yönelik olabilecektir. Örneğin, evi terk eden eşin dışarıda bir başkasıyla zina eylemi (TMK m. 161) gerçekleştirdiği sonradan ortaya çıkmışsa ve ihtar çeken eşin bu zinayı ihtar tarihinde henüz bilmediği (öğrenmediği) kanıtlanmışsa; ihtar işlemi bu eylemi kapsamayacaktır. Bu durumda mağdur eş, bilinmeyen zina eylemini affetmiş sayılamayacağı için tüm koşulları oluşmuşsa zina sebebiyle boşanma davası açma hakkını korur.
5.4. Tazminat Haklarının Kaybedilmesi (Mali Yaptırım)
İhtarın af sayılmasının mağdur eş açısından en can yakıcı bedeli, maddi ve manevi tazminat taleplerinde (TMK m. 174) ortaya çıkar. Yargıtay'a göre affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar, boşanma davasında karşı tarafa "kusur" olarak yüklenemez. Dolayısıyla, ihtara konu döneme kadar çok ağır hakaretlere, fiziksel şiddete veya onur kırıcı davranışlara maruz kalmış bir eş; ihtara rağmen dönmeyen eşine karşı "terk" davası açıp boşanmayı sağlasa bile, geçmişteki bu eylemler ihtar ile affedilmiş sayıldığından, artık bu olaylara dayanarak eşinden manevi tazminat talep edemeyecektir.
Doktrinde kimi yazarlar, terk edilen eş ihtara uymayıp eve dönmezse "af iradesinin geri alındığı ve manevi tazminat istenebileceği" yönünde haklı eleştiriler getirse de; Yargıtay mevcut uygulamasında ihtar ile eve davet eden eşin, manevi tazminat taleplerinin zeminini kendi elleriyle yok ettiğini kabul etmektedir.
5.5. Bir Avukat Olarak Dava Stratejimiz
Tam da bu nedenlerle, bir müvekkil ofisimize gelip "Eşim evi terk etti, hemen dönmesi için ihtar çekelim" dediğinde, bir boşanma avukatı olarak ilk yapmamız gereken müvekkilin geçmişini detaylıca analiz etmektir.
Eğer evi terk eden eşin geçmişte zina, şiddet, ağır hakaret gibi çok ciddi ve ispatlanabilir kusurları varsa; sırf prosedürü kolay sanıldığı için ihtar çekerek "terk" (TMK m. 164) mekanizmasını işletmek, müvekkilin alabileceği yüklü manevi tazminatları ve şiddetli geçimsizlik (TMK m. 166) davasındaki üstün konumunu bir anda yok edecektir. Böylesi durumlarda stratejimiz, kesinlikle ihtar yoluna başvurmadan doğrudan davalı eşin ağır kusurlu fiillerine dayanarak (TMK m. 161, 162 veya 166 kapsamında) boşanma davası açmaktır.