Tutuklama Nedenleri Somut Delillerler İspatlanmalıdır

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel | Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

21 Ocak 2026 Okuma Süresi 2 dakika

Tutuklama Tedbirinde Gerekçeli Karar Hakkı ve "Otomatik Gerekçe" Yasağı

Hakkında ceza soruşturması yürütülen bireyler için en ağır koruma tedbiri şüphesiz ki tutuklamadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, Sulh Ceza Hakimliklerinin kanun metnindeki ifadeleri (matbu cümleleri) kopyalayarak; somut bir delil göstermeksizin "kaçma şüphesi" veya "delil karartma ihtimali" gerekçeleriyle tutuklama kararı vermesidir.

Ancak, Anayasa Mahkemesi (AYM), 8 Temmuz 2025 tarihli B. Gökdağ Başvurusu kararında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında çok önemli bir içtihada imza atmıştır: Varsayımlarla özgürlük kısıtlanamaz.

1. "Kaçma Şüphesi" Somut Olgulara Dayanmalıdır

Soruşturma evresinde vatandaşların birçoğu, haklarındaki iddiaları duyar duymaz adli makamlarla işbirliği yapmak üzere adliyeye başvurmaktadır. Ancak trajikomik bir şekilde, savcılığa ifade vermek için kendi iradesiyle adliyeye giden kişiler, paradoksal bir biçimde "Kaçma şüphesi var" denilerek tutuklanabilmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nin incelediği somut olayda;

  • Başvurucu hakkında yurt dışı çıkış yasağı konulmuş,
  • Başvurucu bu yasağa riayet etmiş,
  • İfade vermek üzere bizzat adliyeye gitmiştir.

Buna rağmen yerel mahkeme, suçun cezasının yüksekliğini gerekçe göstererek tutuklama kararı vermiştir. Yüksek Mahkeme ise bu durumu bir hak ihlali olarak değerlendirerek şu tespiti yapmıştır:

"Kişi soruşturmadan haberdar olmasına rağmen kaçmamışsa, adli kontrol tedbirlerine uymuşsa ve ifade vermek için kendisi gelmişse; mahkeme artık 'kaçma şüphesi'ni genel geçer sözlerle geçiştiremez. Kişinin kaçacağına dair somut bir eylemini göstermek zorundadır."

2. "Delil Karartma" İddiası Hayatın Olağan Akışına Uygun Olmalıdır

Tutuklama kararlarının bir diğer klasik gerekçesi olan "delilleri yok etme veya tanıklara baskı yapma" ihtimali de soyut bir korku değil, somut bir tehlike olmalıdır.

İlgili kararda; başvurucunun işyeri ile ilişiği aylar önce kesilmiş olmasına ve savcılığın tüm belgeleri toplamış olmasına rağmen "delil karartma" şüphesinden bahsedilmiştir. AYM, işten ayrılmış bir kişinin kuruma girip evrakları yok etmesinin veya kurumsal bir yapıya (Federasyon) tek başına baskı kurmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğuna dikkat çekmiştir.

3. Özgürlük Asıl, Tutuklama İstisnadır

Bu karar, tutuklama tedbirinin bir cezalandırma aracı olarak kullanılamayacağını teyit eden önemli bir emsaldir. Bir tutuklama kararının hukuka uygun olabilmesi için hakimin şu sorulara "matbu" değil, "olaya özgü" cevaplar vermesi gerekir:

  • Sabit İkametgah: Kişinin yerleşik bir düzeni var mı?
  • Şüphelinin Tutumu: Soruşturmayı öğrenince kaçma eğilimi gösterdi mi?
  • Delil Durumu: Deliller zaten toplandıysa, tutuklamanın koruduğu hukuki yarar nedir?

Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla yerel mahkemelere; adli kontrolün (imza yükümlülüğü, yurt dışı yasağı vb.) neden yetersiz kalacağını tek tek açıklama yükümlülüğü getirmiştir. Aksi yöndeki kararlar, Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali niteliğindedir.

Burcu Gökdağ Başvurusu