Azami Süresi Dolan Adli Kontrol Tedbirinin İhlali Gerekçesiyle Tutuklamanın Hukukiliği
Maddi Olayın Özeti
Başvurucu hakkında, 21/8/2016 tarihinde terör örgütü üyeliği suçlamasıyla başlatılan soruşturmada yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. 2018 yılında başvurucu hapis cezasına çarptırılmış, dosya temyiz aşamasındayken 5/10/2023 tarihinde yasa dışı yollarla yurt dışına çıkmaya çalışırken yakalanmıştır. İlk derece mahkemesi, başvurucunun mevcut adli kontrol yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle CMK’nın 112. maddesi uyarınca tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu, adli kontrolde yedi yıllık azami sürenin dolduğunu ve tedbirin hukuken sona erdiğini ileri sürerek karara itiraz etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, somut olayı Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunilik ilkesi bağlamında incelemiştir. Yapılan değerlendirmede, 5271 sayılı Kanun’un 110/A maddesi uyarınca terör suçlarında adli kontrol tedbirinin toplam süresinin yedi yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Başvurucu hakkındaki tedbirin 21/8/2023 tarihinde bu süreyi doldurduğu ve bu tarihten itibaren hukuki dayanağının kalmadığı tespit edilmiştir.
Mahkeme, kanun yolu aşamasında geçen sürelerin azami süreden sayılmayacağına dair yerel mahkeme yorumunu reddederek, özgürlüğü kısıtlayıcı her türlü tedbirin kanuni süre sınırlarına tabi olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, hukuki durumu şu şekilde saptamıştır:
"Azami süresi dolmuş olan bir adli kontrol tedbirine uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni bir temelinin bulunmadığı değerlendirilmiştir. Kanunda azami sürelerin kanun yolunda geçen süreleri kapsamayacağına dair bir istisna bulunmamaktadır."
Kararda ayrıca usul hukuku açısından kritik bir yetki saptaması yapılmıştır. İlk derece mahkemelerinin kanun yolu aşamasında CMK 100 uyarınca doğrudan tutuklama yetkisinin bulunmadığı, bu yetkinin ancak geçerli bir adli kontrol tedbirine uyulmaması (CMK 112) durumunda istisnai olarak kullanılabileceği hatırlatılmıştır. Mevcut olayda tedbir süresi dolduğu için CMK 112'nin uygulanma kabiliyetinin kalmadığı anlaşılmıştır.
Kararın temel dayanakları şunlardır:
- Kanunilik ve Öngörülebilirlik: Kişi hürriyetine müdahale eden her türlü işlem, şekli anlamda bir kanuna ve bu kanunun öngörülebilir uygulamasına dayanmalıdır.
- Süre Sınırlarının Mutlaklığı: CMK 110/A maddesinde öngörülen azami süreler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin tamamını kapsar; kanun yolu aşaması bu süreyi durdurmaz.
- Mahkeme Yetkisinin Sınırı: Dosya kendisinden el çekmiş olan ilk derece mahkemesinin tutuklama yetkisi, yalnızca yasal ve güncel bir adli kontrol ihlali ile sınırlıdır.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi, tutuklama işleminin kanuni dayanaktan yoksun olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine oy çokluğuyla karar vermiş ve başvurucuya 167.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.