Yapı Kayıt Belgesinin İptali Davasında Davanın İhbar Edilmemesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali
Maddi Olayın Özeti
Başvurucu, Muğla ili sınırları içerisinde yer alan maliki olduğu yapıya ilişkin olarak 3194 sayılı İmar Kanunu'nun geçici 16. maddesi hükümleri uyarınca yapı kayıt belgesi tesis etmiştir. İlgili Orman İşletme Müdürlüğü, mezkur yapının ve üzerinde bulunduğu taşınmazın bir kısmının devlet ormanı alanı içerisinde kaldığını iddia ederek Çevre ve Şehircilik Bakanlığından söz konusu belgenin iptalini talep etmiş; bu talebin zımnen reddedilmesi üzerine Bakanlık aleyhine idari yargıda iptal davası ikame etmiştir. İptal davasını inceleyen Muğla 1. İdare Mahkemesi, uyuşmazlığın sonucunun başvurucunun hukuksal menfaatini doğrudan etkileyebileceği tespitiyle, davanın başvurucuya resen ihbarına karar vermiştir. Ne var ki, davanın ihbarına matuf ara kararı tebliğ edilirken, tebligat zarfının içerisine sehven başvurucu ile hukuki veya fiili hiçbir illiyeti bulunmayan, üçüncü şahısların (Y.Ç. ve H.Ç.) taraf olduğu farklı bir dava dosyasına (2020/78 Esas) ait evraklar derç edilmiştir. İlgili idari yargılama neticesinde mahkemece dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, akabinde istinaf kanun yolu denetiminden de geçerek hüküm kesinleşmiştir. Söz konusu yargısal sürece katılım sağlayamayan başvurucu, tesis edilen iptal kararından idarenin fiili uygulaması neticesinde sonradan haberdar olmuş ve usulüne uygun bir ihbar işlemi gerçekleştirilmediği gerekçesiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın kurucu unsurlarından olan mahkemeye erişim hakkı bağlamında değerlendirmiştir. Mahkemeye erişim hakkı, normatif düzeyde yalnızca bir hukuki uyuşmazlığı yargı mercileri önüne taşıyabilme serbestisini değil, aynı zamanda yargılama merciinden ihtilafın etkili ve usule uygun bir şekilde karara bağlanmasını talep edebilme yetkisini de bünyesinde barındırmaktadır. Bireylerin salt kendi menfaatlerini etkileyen işlemlere karşı dava ikame edebilmeleri yeterli görülmemiş; üçüncü kişiler tarafından açılan, doğrudan taraf statüsünü haiz olmadıkları ancak maddi ve hukuki sonuçları itibarıyla hak alanlarını daraltma riski taşıyan davalara katılım imkânının sağlanması da bu güvencenin ayrılmaz bir cüzü olarak kabul edilmiştir. Adil yargılanma hakkının temel bileşenlerinden olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri, davanın sonucundan etkilenecek süjelerin yargılama hakkında zamanında ve noksansız bilgi sahibi olabilmelerini zaruri kılmaktadır. Bu bağlamda, ilgililerin uyuşmazlığın çözümüne etki edebilecek mahiyetteki hukuki argümanlarını sunabilmeleri ve iddialarını destekleyici delilleri yargı merciinin takdirine ibraz edebilmeleri gerekmektedir.
Nitekim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde pozitif hukuk kuralına bağlanan hukuki dinlenilme hakkı, mahkemeye erişim hakkının usul hukukundaki tezahürüdür ve mahkemelerin, davanın tarafları ile yargılamanın diğer ilgililerine savunma hakkı tanımadan esasa dair hüküm kurmasını yasaklamaktadır. Benzer şekilde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde düzenlenen davanın ihbarı kurumu, yargı mercilerine resen ihbar yükümlülüğü getirerek bu anayasal prensibi idari yargılama usulüne entegre etmektedir. İdari davalarda verilecek iptal hükmü, iptal edilen belgenin lehdarı üzerinde doğrudan sonuç doğurmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, mahkemece davanın ihbarına karar verilmek suretiyle takdir yetkisi başvurucu lehine kullanılmış olmasına karşın, tebliğ edilen evrakın dava ile ilgisiz belgelerden müteşekkil olması sebebiyle ihbar işlemi usulüne uygun şekilde tekemmül etmemiştir. Başvurucunun, taşınmaz maliki sıfatıyla, davalı idare olan Bakanlık ile örtüşen menfaatleri bulunmakla birlikte, münhasıran kendi mülkiyet statüsüne özgü savunma ve delillerinin de bulunabileceği öngörülebilir bir hukuki gerçekliktir. Mahkeme bu durumu şu şekilde ifade etmiştir:
"Bu itibarla eldeki olayda başvurucunun davanın kendisine usulüne uygun şekilde ihbar edilmemesi nedeniyle maliki olduğu taşınmaza ilişkin yargı sürecine katılamadığı görülmüştür. Uyuşmazlıkla tamamen irtibatsız kalan başvurucunun davanın esasına ilişkin ve sonuca etkili olduğunu düşündüğü hususlarda görüşlerini dile getirme ve iddialarını ispata yönelik deliller sunabilme fırsatını bulamadığı anlaşılmış; mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ihlal oluşturduğu sonucuna varılmıştır."
Kararın temel dayanakları şunlardır:
- Hukuki Dinlenilme ve Yargılamaya Katılım: Üçüncü şahıslarca açılan ancak bireylerin hukuki menfaatlerini doğrudan etkileyen yargılamalarda, ilgili kişilerin davadan haberdar edilmesi ve savunma haklarını kullanmalarına olanak tanınması mahkemeye erişim hakkının anayasal bir gereğidir.
- Usulüne Uygun İhbarın Gerçekleşmemesi: İdari yargıda davanın ihbarı kurumunun işletilmesi tek başına yeterli olmayıp, tebligatın içeriğinin muhatabın davaya katılımını sağlayacak doğruluğa sahip olması gerekmektedir; dava ile ilgisiz evrakın tebliği, ara karardan beklenen hukuki amaca ulaşılmasını engeller.
- Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkesi: Yargılamanın sonucundan etkilenecek ilgililere iddia ve ispat haklarının kullandırılmaması, yargı mercilerinin eksiksiz bir değerlendirme neticesinde gerekçeli karar verme yükümlülüğünü zedeler.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecine usulüne uygun katılım imkânı sağlanmaması sebebiyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ve tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir.