6 Mayıs 2026

Tıbbi İhmal Davalarında Makul Süre İhlali

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel
Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

Yargılama sürecinin düğüm noktası, Adli Tıp Kurumunun (ATK) dosyayı "tıbbi evrak eksikliği" ve "kayıtların muhafaza edilmemesi" gerekçeleriyle üç kez mahkemeye iade etmesiyle oluşmuştur. İdarenin delil sunma ve kayıt tutma yükümlülüğündeki bu zafiyet, yargılamayı doğrudan sekteye uğratmış; Bölge İdare Mahkemesinin bozma kararları sonrası süreç, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla 12 yılı aşkın bir süreye yayılmıştır. Başvurucular, makul sürede sonuçlanmayan bu yargılamanın yaşam hakkının usul boyutunu ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, incelemesini Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutu üzerinden gerçekleştirmiştir. Mahkeme, tıbbi ihmal iddialarına ilişkin davalarda devletin pozitif yükümlülüğünün, yalnızca bir yargısal mekanizma kurmak değil, bu mekanizmanın makul derecede ivedilik ve özen şartına uygun çalışmasını sağlamak olduğunu hatırlatmıştır.

AYM, devletin sorumluluğunu şu temel kriterler üzerinden denetlemiştir:

  • Etkili Soruşturma ve İvedilik: Tıbbi ihmal davalarında yargılamanın makul sürede tamamlanması, hataların tespiti, benzer olayların önlenmesi ve sağlık hizmetlerine duyulan güvenin korunması açısından bir zorunluluktur.
  • Organizasyon Kusuru ve İdari Sorumluluk: 12 yıllık gecikmenin asıl kaynağının, mahkemenin belgeleri zamanında celbetmemesi ve idarenin kayıtları muhafaza etmemesi olduğu saptanmıştır. Mahkeme, idari eksikliklerin faturasının vatandaşın anayasal haklarına kesilemeyeceğini vurgulamıştır.

Mahkeme, hukuk sisteminin caydırıcılık işlevini zayıflatan bu gecikmeyi şu şekilde somutlaştırmıştır:

"Gecikme için inandırıcı ve makul gerekçeler bulunmadığı sürece yargılamaların uzunluğu yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin ihlaline neden olacaktır. Sonuçtan bağımsız olarak yargılamada, yaşam hakkının usul boyutu kapsamında makul derecede ivedilik şartının sağlanmadığı görülmüştür."

Ölçülülük denetimi kapsamında; başvurucu vekilinden kaynaklanan 5 aylık dilekçe ret süreçleri dikkate alınsa dahi, geriye kalan 11 yılı aşkın sürenin makul sayılamayacağı; bu durumun başvurucular üzerinde orantısız bir manevi yük oluşturduğu sonucuna varılmıştır. AYM, bu denli uzun süren yargılamaların adalet duygusunu zedelediğini ve yaşam hakkının koruma kalkanını işlevsiz kıldığını belirtmiştir.

Sonuç

Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma ilkeleriyle de bağlantılı olarak yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Yargılamanın devam etmesi sebebiyle yeniden yargılama kararı verilmemiş; ancak başvuruculara müştereken 330.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.

NİHARİ KAYA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU