Yurt Dışına Çıkış yasağı ve Aile Hayatına Saygı

Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel
Av. Doç. Dr. İsmail Yüksel | Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
10 Mart 2026

Yurt Dışı Çıkış Yasağı Adli Kontrol Tedbirinin Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkı Bakımından İncelenmesi

Maddi Olayın Özeti

Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında 31/12/2021 tarihinde tutuklama kararı verilmiştir. Yapılan yargılama neticesinde Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 31/1/2022 tarihinde başvurucunun beraatine ve tahliyesine hükmetmiştir. Ancak tahliye kararıyla birlikte, 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesi uyarınca başvurucu hakkında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.

Başvurucu; uzun yıllardır Almanya’da ikamet ettiğini, ailesinin ve kurulu düzeninin orada bulunduğunu, ayrıca hayati risk taşıyan sağlık sorunları nedeniyle tedavisinin Almanya’da devam etmesi gerektiğini belirterek tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir. Derece mahkemeleri, dosyanın istinaf aşamasında derdest olması ve mevcut delil durumu gibi gerekçelerle itirazları reddetmiştir. Söz konusu tedbir, bireysel başvurudan sonra 6/3/2023 tarihinde kaldırılmış; beraat kararı ise 21/10/2023 tarihinde kesinleşmiştir.

Anayasa Mahkemesinin Hukuki Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi (AYM), yerleşik içtihatları doğrultusunda seyahat özgürlüğü kapsamındaki pasaport iptali veya yurt dışı yasaklarının, belirli şartlar altında Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenebileceğini kabul etmektedir. Somut olayda başvurucunun ailesinin yurt dışında yaşaması ve sağlık tedavisinin orada sürmesi, müdahalenin özel hayatı ciddi şekilde etkilediğini ve asgari ağırlık eşiğine ulaştığını göstermektedir.

Mahkeme, koruma tedbirlerinin geçici karakterine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması zorunluluğuna vurgu yapmıştır. Kararda, bir koruma tedbirinin meşru bir amaca hizmet etmesinin yanı sıra, bireyin temel hakları ile kamusal menfaat arasında adil bir denge kurması gerektiği hatırlatılmıştır. AYM, derece mahkemelerinin başvurucunun Almanya'daki kişisel ve ailevi bağlarını, sağlık durumunu ve beraat etmiş olmasını dikkate almayan "şablon" gerekçelerini yetersiz bulmuştur. Mahkeme bu durumu şu şekilde ifade etmiştir:

"[Y]argı makamları tarafından başvurucunun ve ailesinin yaşadığı ülkedeki bağları ile isnat edilen suçun vasfı, delil durumu ve muhtemel sonuç cezanın ağırlığı gözetilerek (...) tedbirden beklenen kamusal menfaat ile başvurucunun menfaatleri arasında adil bir denge kurulduğu söylenemez. Ayrıca müdahale konusu tedbire alternatif olabilecek tedbirlerin hiçbir şekilde tartışılmadığı vurgulanmalıdır."

Kararın temel dayanakları şunlardır:

  • Adil Denge ve Ölçülülük: Kamu yararı ile bireyin ailevi ve kişisel menfaatleri arasında denge kurulurken soyut ve genel gerekçelerle yetinilemez.
  • Gerekçe Yükümlülüğü: Beraat kararı sonrası devam eden tedbirlerde, yargılamanın sağlıklı yürütülmesine ne tür bir katkı sağlanacağı somut verilerle açıklanmalıdır.
  • Alternatif Tedbirlerin İhmali: Hakları daha az sınırlayan alternatif yolların tartışılmamış olması, müdahaleyi ölçüsüz kılmaktadır.

Sonuç

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya net 34.000 TL manevi tazminat ödenmesine oybirliğiyle karar vermiştir.

Mustafa Tosun Başvurusu