AYM Kabul Edilebilirlik Kriterleri
Dosyanızın eksiksiz bir şekilde AYM’ye ulaşmasından sonra karşılaşacağı ilk engel komisyonlarca yapılacak olan kabul edilebilirlik incelemesidir. Komisyonlar AYM’nin 2 üyesinden oluşan küçük heyetlerdir. Komisyon bir nevi filtre işlevi görerek AYM’nin değerlendireceği dosya sayısını düşürmektedir.
Her ne kadar birçok başvuru bu aşamada kabul edilemez bulunmaktaysa da korkmanıza gerek yok; gerçek bir temel hak ihlali ile karşı karşıyaysanız komisyonlar başvurunuzu, elbette başka bir eksiklik yoksa, kabul edilebilir bulacaktır.
Komisyonlar oy çokluğuyla değil oybirliği ile karar almaktadırlar yani bir başvurunun kabul edilmesi için de reddedilmesi için de komisyon üyelerinin tamamının oyu gerekmektedir. Oy birliğinin sağlanamaması yani karar alınamaması halinde esasla beraber karara bağlanmak üzere başvurunuz bölüme havale edilecektir.
Kabul edilmezlik kararı verilmesinin sadece en temel üç gerekçesini burada kısaca ele alacağız. Siz de başvurunuzu hazırlarken bu hatalardan kaçınarak kabul edilebilir bulunma ihtimalinizi arttırabilirsiniz.
Başvurunuzun kabul edilerek bölüme havale edilmesi elbette ihlal bulunacağının garanti etmemektedir. Bu sadece AYM Bölümlerinin esasa geçebileceğini gösterir.
Süre Aşımı
Bir temel hakkınızın ihlal edildiğini öğrendiğinizde eğer ülkemiz içerisinde idari ya da yargısal herhangi bir başvuru yolu yoksa doğrudan bireysel başvuru yapabilirsiniz. Bu durumda ihlali öğrenmenizden itibaren 30 gün içerisinde başvurunuzu yapmanız gerekir. Ancak neredeyse her zaman AYM’nin önüne gelmeden önce tüketmeniz gereken etkin bir yol vardır ve tüm yolları tüketmemeniz halinde başvurunuz kabul edilemez bulunur.
Başvurunuz Ankara'ya AYM’ye ulaştığında değil, mahkemelere ya da yurt dışı temsilciliklere ulaştığı anda yapılmış sayılacaktır.
Nasıl hesaplamamız gerekli?
Evet kanun size 30 günlük süre vermiştir ancak bu 30 günlük süre kesindir. Nasıl ki bir uçurumun en kenarına kadar gitmek istemiyorsak sürenin de en sonuna yaklaşmamalısınız. Son kararı öğrendiğiniz anda takviminizden 20 gün sayın ve en geç o tarihte başvurunuzu yapmayı planlayın. Bu on günlük zaman dilimini koymak zorunda olmanızın sebebi hayatınızda başınıza gelebilecek tersliklerden sadece çok küçük bir bölümünün AYM tarafından mazeret kabul edilecek olmasıdır.
Çok ağır hastalık ya da doğal afetler gibi mücbir sebepler olmadığı sürece 30 günlük süreyi kaçırmanız halinde AYM mazeretinizi kabul etmeyecektir. Böyle ağır bir mazeretiniz varsa ve bu nedenle süreyi kaçırmışsanız mazeretinizin bitiminden itibaren 15 gün içinde başvurunuzu mazeretinize ilişkin delillerinizi de sunarak yapmanız gerekir. Mazeret ve kabul edilebilirlik komisyon tarafından beraber incelenecektir.
Örneğin hakkınızdaki Yargıtay kararını ve gerekçesini 8 Şubat 2026 Pazar günü öğlen evde çay içerken Vatandaş UYAP üzerinden öğrendiniz. Dosyaya girip kararı gördüğünüzü sistem kaydetmektedir. Bu durumda hemen takvimi alıp takip eden gün olan 9 Şubat 2026’dan başlayarak yirmi gün sayın 28 Şubat 2026 Cumartesiye geleceksiniz. Cumartesi ve Pazar günü tatil olduğu için 20 gün takip eden Pazartesi olan 2 Mart 2026’da bitecektir. Takvimizde buraya büyük bir ünlem işareti koyun. Başvurunuzu en geç bu tarihte yapın.
Kanunun size vermiş olduğu süre ise 30 gündür aynı örnekten yola çıkarsak 10 Mart 2026 Salı günü mesai bitiminde bireysel başvuru hakkınızı tamamen kaybetmiş olursunuz. Bu tarihe ise kocaman bir çarpı koyun takviminizde.
AYM adli tatil yapmadığından adli tatil 30 günlük süreyi durduramayacaktır. AYM için süreler adli tatilde de işlemeye devam eder bu nedenle 30 günlük süre adli tatilin tam ortasına bile rastlasa siz adli tatilin bitmesini beklerseniz süre geçmiş sayılacaktır.
20. Başvurucunun avukatına nihai karar 1/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup, bu tarihten itibaren en son 2/9/2013 pazartesi gününe kadar başvuru yapılması gerekirken, 6/9/2013 tarihinde yapılan başvuruda süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmaktadır.
21. Açıklanan nedenlerle, başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.”
Adli tatile ek olarak idari izin verilmiş olan günler de AYM için süreyi durdurmamaktadır. İdari izin verilmiş olan bir gün eğer sürenin son gününe denk geliyorsa bu süreyi uzatmayacak başvuru süre yönünden reddedilecektir.
32. Genel tatil günlerinin hangileri olduğu Kanun’la düzenlenmiştir (bkz.§ 16). Genel tatil olmayan bazı günlerde Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünce yayımlanan genelgelerle kamu kurum ve kuruluşlarındaki çalışanların idari izinli sayıldıkları, ancak bu günlerde kamu kurumlarının açık kaldığı ve resmî işlemlerin devam ettirildiği bilinmektedir.
33. Öte yandan Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü tarafından verilen idari izin, idarenin tüm personeli için geçerli olmayıp zorunlu kamu hizmetlerinin yürütülmesi için asgari seviyede kamu personelinin bulundurulması koşuluyla kamu kesimi çalışanlarına idari izin verilebilmektedir. Dolayısıyla idari izinlerin süreye tabi işlemlerde sürenin işlemesini durdurduğu söylenemez. Yargıtay ve Danıştayın konuyla ilgili yerleşik içtihatlarının da bu yönde olduğu görülmektedir.
36. Somut olayda başvurucu, bireysel başvuru süresinin son günü olan 3/10/2014 tarihinde başvuruda bulunmamasına mazeret olarak anılan tarihin resmî tatil olmasını göstermiş ise de yukarıda açıklandığı üzere belirtilen tarihin tüm gün resmî tatil olmadığı, Başbakanlık genelgesiyle kamu kurum ve kuruluşlarında asgari seviyede kamu personelinin bulundurulması koşuluyla buralarda çalışan personelin anılan günde idari izinli sayıldığı, ancak söz konusu günün öğleden öncesi tatil olmadığından mesainin devam ettiği saatlerde başvurucunun bireysel başvuru yapmasına engel bir durum olmadığı anlaşılmaktadır.
38. Başvuru konusu davada Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin düzelterek onama kararının 3/9/2014 tarihinde tebliğ edildiği başvurucu, etkili görmediği için karar düzeltme yoluna başvurmadığına göre bu tarihten itibaren otuz günlük başvuru süresinin son günü olan 3/10/2014 mesai bitimine kadar bireysel başvuruda bulunması gerekirken bu sürenin geçmesinden sonra 13/10/2014 tarihinde başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun bireysel başvurusunu avukat vasıtasıyla yaptığı da gözönünde bulundurulduğunda süresi içinde başvuru yapılamamasına ilişkin mazeretinin haklı olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvuruda süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmıştır.
39. Açıklanan nedenlerle, ihlale neden olduğu iddia edilen karara ilişkin olarak otuz gün geçtikten sonra yapılan başvurunun, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.”
Süre Öğrenme İle Başlar
Çoğu durumda yargı kararlarının ardından bireysel başvuru yolu kullanılmaktadır. Burada önemli olan son gerekçeli kararı, örneğin Yargıtay kararını, öğrendiğiniz tarihtir, öğrendiğiniz tarihte süreniz başlar. Siz öğrendikten sonra kararın size bir kez daha tebliğ edilmesi süreyi yeniden başlatmaz.
19. Başvuru konusu olayda başvuru yolları 17/10/2012 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onaması ile birlikte tüketilmiştir. Dosya kapsamından bu kararın başvurucuya tebliğ tarihi anlaşılamamakla birlikte, başvurucunun hükmen tutuklu olması nedeniyle nihai karardan haberi, müddetnamenin kendisine tebliğ edildiği 10/1/2013 tarihinde olmuştur. Bu nedenle başvuru yolunu tüketen nihai kararın başvurucu tarafından öğrenildiği tarihin, müddetnamenin tebliğ tarihi olan 10/1/2013, bireysel başvuru tarihinin de 3/4/2013 olduğu gözetildiğinde bireysel başvuru için öngörülen otuz günlük sürenin geçtiği anlaşılmaktadır.
20. Açıklanan nedenlerle, başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.”
Kararı eğer UYAP, E-Devlet ya da başka bir şekilde siz veya avukatınız öğrendiyseniz süre başlamış demektir. Bu nedenle öğrendiğiniz bir karar için 30 günlük süre tebligattan değil öğrenme tarihinden başlayacaktır.
30. Somut olayda başvurucunun Yargıtay ilamının avukatı tarafından UYAP üzerinden okunduğu 21/12/2016 tarihinde bireysel başvuruya ilişkin nihai karardan haberdar olduğunun ve bu doğrultuda bireysel başvuru süresinin 21/12/2016 tarihinden itibaren işlemeye başladığının kabul edilmesi gerekir. Nitekim ilgili usul kuralları uyarınca sürenin münhasıran tebliğden itibaren işlemeye başlayacağının kabul edildiği uygulamaların aksine bireysel başvuru yolunda başvuru süresi, ihlalin öğrenilmesi esasına bağlanmıştır (Mehmet Özcan, B. No: 2019/6266, 15/1/2020, § 27).
31. Sonuç olarak bireysel başvuru konusu yargılama sürecine ilişkin nihai karardan 21/12/2016 tarihinde haberdar olduğu anlaşılan başvurucunun otuz günlük bireysel başvurusu süresinden sonra, 27/1/2017 tarihinde gerçekleştirdiği bireysel başvurusunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.”
Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Bireysel Başvuru bir son çare olarak düzenlenmiştir. Ülkemiz içinde size açık kalan tek kapının, son hak arama yolununun AYM olması gereklidir eğer başvurabileceğiniz başka hukuki yollar varsa ve siz bunları kullanmadan bireysel başvuru yaparsanız başvurunuz kabul edilemez bulunarak reddedilecektir.
Başvuru yolları dediğimizde elbette ilk olarak aklımıza gelen mahkemelerdir (Asliye Hukuk, Aile Mahkemesi, Asliye ceza Mahkemesi ya da Vergi mahkemesi) ilk dereceden sonra ise istinaf başvurusunun Bölge Mahkemelerine yapılması gerekir. Bölge mahkemelerinin kararı üzerine eğer açıksa Yargıtay ve ya Danıştay’a temyiz başvurusu yapılmış olması da zorunludur
Kanun yollarını tüketirken sürelere dikkat edilmelidir. Bir kanun yoluna başvuru için öngörülmüş olan süreyi örneğin temyiz süresini kaçırmış olmanız o kanun yolunu tükettiğiniz anlamına gelmemektedir. Tüm kanun yollarına usulünce ve süresi içinde başvuru yapmanız gerekir.
31. Bir kanun yoluna başvurulmuş olması tek başına bu yolun tüketildiği anlamına gelmez. Bir kanun yolunun tüketildiğinden söz edilebilmesi için öncelikle usulüne uygun bir başvuru yapılması, yapılan başvurunun sonucunun beklenmesi ve inceleme süresince öngörülmüş olan yöntem, biçim, süre ve diğer koşullara uygun hareket edilmesi gerekir.
32. Bu durumda, başvurucu tarafından yapılan itiraz başvurusu, İstanbul 9. Vergi Mahkemesinin esas hakkında verdiği kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde yapılmadığı gerekçesiyle süre aşımı nedeniyle reddedilmiş olup, başvurucunun olağan kanun yollarını usulüne uygun bir şekilde tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
33. Açıklanan nedenlerle, ihlale neden olduğu ileri sürülen karar için kanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı bireysel başvuru yapılmadan önce usulüne uygun şekilde tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.”
AYM ikincil bir mahkemedir. Sıradan mahkemeler önünde sunulmayan bir hak ihlali iddiasının ilk kez AYM önünde ileri sürülmesi, kanun yollarının tüketilmediği anlamına gelecektir. Hak ihlalini ilk kez dile getireceğiniz yer AYM olmamalı daha öncesinde en azından bir kaç cümle ile dilekçelerinizde bu ihlal ileri sürülmeli ve ihlalin giderilmesi için talepte bulunulmalıdır.
19. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle iç hukukta düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir.
20. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz.
21. Öte yandan mülga 1086 sayılı Kanun'un 74. maddesi uyarınca mahkemelerce davacının talebi dışında, talepten fazlaya veya başka bir şeye hükmedilemeyeceği gibi, davacı tarafından talep konusu yapılmayan veya davalı tarafından karşılık dava ile talep edilmeyen bir hususta resen karar verilemez.
22. Başvuru konusu olayda, Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından başvurucu aleyhine kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın tapu kaydının iptali ile yola terkini istemiyle açılan davanın reddine karar verilmiş olup davalı tarafından açılan bir dava olmadığı için davalının yargılama sırasındaki savunmasında ileri sürdüğü iddialar doğrultusunda kamulaştırma bedelinin ödenmesine hükmedilememiştir.
23. Başvurucunun nihai taleplerine ilişkin olarak, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 10/4/2012 tarihli onama kararında da belirtildiği üzere, dava konusu taşınmaza el atıldığı iddiası olduğunda 16/5/1956 tarih ve 1/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca idare aleyhine el koymanın önlenmesi davası açılabileceği gibi, bu eylemli duruma razı olunduğu takdirde taşınmazın değerinin tahsili davası da açılabilecekken başvurucu bu davaları açmamıştır. Dolayısıyla başvurucu, kamulaştırmasız el atma nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararın tazmini amacıyla ayrı bir dava açmadığı veya karşılık dava ile de bu talebini ileri sürmediği için başvuru konusuna ilişkin olarak yargısal yollar tüketilmemiştir.
24. Açıklanan nedenlerle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.”
Olağan Kanun yolları idari mekanizmaları ve hakem heyetlerini de kapsamaktadır. Eğer temel hak ihlalini etkin biçimde çözebilecek idari bir başvuru yolu varsa bunun da kullanılması gerekir.
Günümüzde bu kurulların en önemli örneği 6384 sayılı kanunla kurulan Tazminat Komisyonudur. Özellikle 2024 yılında 7499 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda önceki görevlerine ek olarak “a) Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla manevi tazminat”, ve “b) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 142 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle oluşan maddi ve manevi her türlü zararın tazmini” konularında da öncelikle bu komisyona başvuru yapılması gerekmektedir.
Olağan yolların tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunan bir başvuru kanun yolları tüketildikten sonra eğer temel hak ihlali devam etmekteyse tekrar edilebilir.
Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Anayasa Mahkemesi bir süper temyiz mahkemesi değildir. Yargıtay ve Danıştayın üstünde bir yargı yolu hiç değildir. Anayasa Mahkemesi’nin yegane görevi temel hak ihlallerini değerlendirmektir bunun dışında sıradan yargı mercilerinin kararları ile ilgilenmez.
Öncelikle başvurunuzu yaparken soyut ve muğlak bir hak iddiasından değil olaylara delillere dayalı gerekçelendirilmiş bir ihlal iddiası ileri sürmeniz gerekmektedir. Kamu gücü hangi işlemiyle nasıl ve hangi hakkınızı ihlal etti? Buna ilişkin delilleriniz var mı? Deliller sizde değilse nerede? Bu açıklamaları içermeyen başvuru yetereince temellendirilmediği için açıkça dayanaktan yoksun bulunacaktır.
26. Başvurucuların anılan yükümlülüklere uymamaları hâlinde şikâyetlerini temellendiremedikleri için başvuruları açıkça dayanaktan yoksun bulunabilir. Anayasa Mahkemesi temellendirmeye ilişkin incelemesini her başvurunun somut koşullarında yapar. Kuşkusuz başvurucuların bu yükümlülüklere ellerinde olmayan nedenlerle uymamalarının ikna edici gerekçelerini Anayasa Mahkemesine sunmaları ya da Anayasa Mahkemesinin bu durumu işin niteliğinden anlaması hâli müstesnadır.
…
29. Buna karşın başvurucu, şikâyete konu öykünün içeriğine ilişkin olarak herhangi bir açıklama yapmamış; yalnızca öyküsünü bir yarışmaya katılmak üzere göndermek istediğini ifade etmiştir. Başvurucu; idarenin ve derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin hatalı olduğunu, başvuruya konu metne kendi kastının ötesinde anlamlar yüklendiğini, öykü içeriğine ilişkin değerlendirmelerle birlikte ileri sürmemiştir. Aynı şekilde başvurucu, metni gerçekten var olan bir öykü yarışmasına göndermiş olduğunu göstermemiş; metni gönderdiği kişinin öykünün yarışmaya katılmasında ne tür bir işlevi olacağını da açıklamamıştır.
30. Öte yandan başvurucu, başvuru konusu öykü metninin istediği kişiye gönderilmemesi şeklindeki Ceza İnfaz Kurumu müdahalesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini yalnızca soyut olarak ileri sürmüş, bu özgürlüğün hangi nedenle ihlal edildiğini açıklama yoluna gitmemiştir.
31. Sonuç olarak başvurucu şikayetlerine konu temel olay ve olgular ile bireysel başvuruya konu ettiği ve temel hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiğini açıklamak yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiş; bu bağlamda ileri sürdüğü ihlal iddialarını temellendirememiştir.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.”
Açıkça dayanaktan yoksunluk çoğu zaman ortada bir temel hak ihlalinin ilk bakışta bile olmadığının anlaşıldığı demektir. Bir davanın sıradan hukuka uygun görülüp görülmemesi AYM’yi ilgilendirmez. AYM anayasal hak ihlali var mı sadece buna bakar ve daha ilk bakışta bir temel hakkın ihlal edilmediği anlaşılıyorsa AYM bireysel başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulacaktır.
Kabul edilemez bulunan başvuruların büyük çoğunluğu aslında temel hak ihlali olmadan sıradan hukukun hatalı uygulandığı iddiasıyla yapılan başvurulardır.
26. Başvurucuya ücretli izin verilip verilmemesinin istihdam edildiği Jandarma Genel Komutanlığının yetkisinde olduğu ve bu yetkinin hukuka uygun kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesinin ise AYİM yetkisinde olduğu ilgili kanun hükümleri gereği açıktır.
27. Başvurucu, programa katılımının uygun görülmeyerek kendisine ücretli izin verilmemesi işleminin AYİM tarafından iptal edilmemesini, eğitim hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir. Başvurucu bunun dışında eğitim hakkına yapılan kamu gücüne dayalı bir müdahaleden bahsetmemektedir. Jandarma Genel Komutanlığının başvuru konusu olaya ilişkin kararı doğrudan eğitim hakkıyla ilgili olmayıp, başvurucuya ücretli izin verilmesi talebinin reddedilmesiyle ilgilidir. Yine AYİM’in başvuru konusu olaya ilişkin kararı da doğrudan eğitim hakkıyla ilgili olmayıp, asıl olarak izin vermeme işleminin hukuka uygunluğuyla ilgilidir.
28. Eğitim hakkı, kamu ve özel eğitim kurumlarını kapsadığı gibi eğitimin; ilk, orta ve yüksek öğrenim seviyelerini de kapsar. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen/Danimarka, 5926/72, 7/12/1976, § 50; Leyla Şahin/Türkiye, 44774/98, 10/11/2005, §§ 134-136)
29. Anayasa’da yer alan eğitim ve öğrenim hakkı, kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe negatif ödevini yüklemekle birlikte Anayasa’da öngörülen ilköğretim dışında devletin tüm bireylere eğitim ve öğrenim sağlaması şeklinde pozitif bir ödev yüklememektedir. Devletin özellikle lisansüstü eğitim almak isteyen herkese bunu sağlama şeklinde pozitif bir ödevi bulunmamaktadır. Bu çerçevede kamu kurumlarının her personeline yüksek lisans ya da doktora eğitimi amacıyla ücretli izin verme yükümlülüğü yoktur. Kamu kurumlarının yürüttükleri hizmetin niteliği ve ihtiyaç duydukları nitelikli personel ihtiyacına göre bazı personeli çeşitli eğitimlere tabi tutma ya da yurt içi veya yurt dışı eğitim kurumlarında lisansüstü eğitim de dâhil olmak üzere ücretli veya ücretsiz görevlendirme konusunda takdir yetkisine sahip oldukları kuşkusuzdur.
30. Başvurucu kurumundan izin almadan TODAİE’de yüksek lisans sınavına girerek sınavı kazanmış ve buna dayanarak kurumundan ücretli izin talep etmiştir. Kurum kendi eğitim planlamasını gerekçe göstererek izin talebini reddetmiştir. Bu durumda başvurucunun eğitim hakkına kamu gücü kullanılarak doğrudan bir müdahalede bulunulmadığı, başvurucunun eğitim hakkının başvurucuya ücretli izin verilmemesi işleminden dolaylı olarak etkilendiği anlaşılmaktadır.
31. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun eğitim hakkının ihlali iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.”