Kamu Görevlileri İçin 4483 Sayılı Kanun Rehberi: Soruşturma İzni Sürecinde Haklarınız Nelerdir?
Soruşturma İznine İtiraz Dilekçesi Şablonu
Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi güncel iptal içtihatlarına uygun hazırlanan Word şablonunu bilgisayarınıza indirin.
4483 Sayılı Kanun ve "Soruşturma İzni"nin Temel Amacı Ne?
Anayasamızın 129. maddesi uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır.
Bu anayasal güvencenin somutlaştığı temel yasal düzenleme ise 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’dur. Bu kanun; Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, salt "görevleri sebebiyle" işledikleri suçlar hakkında uygulanmaktadır.
Kanunun Yegâne Amacı: Kamu hizmeti yürüten görevlileri asılsız, soyut ve garazkar şikayetlere karşı korumak, idarenin işleyişini ve kamu otoritesinin saygınlığını zedeleyecek gereksiz ceza soruşturmalarının önüne geçmektir. Kanun koyucu, memurların görevleri sebebiyle işledikleri iddia olunan suçlarda doğrudan doğruya Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından soruşturma yapılmasını engellemiş; savcılıkların, kamu görevlisi hakkında işlem yapabilmesini idari bir makamın (örneğin kaymakam, vali veya ilgili bakan) önceden vereceği "izne" bağlamıştır.
Soruşturma İzni Verilmesi Kararı Ne Anlama Gelmektedir?
Tarafınıza tebliğ edilen "soruşturma izni verilmesi" kararı, hakkınızda kesinleşmiş bir mahkumiyet, bir suçluluk tespiti veya bir disiplin cezası anlamına kesinlikle gelmemektedir. Bu karar, yalnızca idari bir filtrenin aşıldığını ve hakkınızdaki iddiaların adli makamlarca (Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından) incelenebilmesi için idare tarafından savcılığa "yol verildiğini" gösteren usuli bir işlemdir.
Süreç Arkada Nasıl İşledi?
- Hakkınızdaki şikayet veya ihbar üzerine, idare (izin vermeye yetkili merci) iddiaların soyut og genel nitelikte olmadığını, kişi ve olay belirtildiğini değerlendirerek bir "ön inceleme" başlatmıştır.
- Bu kapsamda bir ön incelemeci (muhakkik/müfettiş) atanmış, bu kişi bilgi ve belgeleri toplamış, sizin ifadenize başvurmuş ve kendi kanaatini içeren bir rapor düzenleyerek izin vermeye yetkili makama sunmuştur.
- Yetkili makam ise bu raporu okuyarak, iddiaların adli yargı mercilerince soruşturulmasını gerektirecek nitelikte bir şüphe barındırdığı kanaatine varmış ve hakkınızda "soruşturma izni verilmesine" karar vermiştir. Kararda gerekçe gösterilmesi yasal bir zorunluluktur.
İlk Kontrol Etmeniz Gereken Şey: İmza Yetkisi
Size tebliğ edilen yetkili merci kararının altındaki imzanın, unvanınıza göre 4483 sayılı Kanunun 3. maddesinde sayılan (kaymakam, vali, bölge müdürü için vali, üst düzey için bakan vb.) yetkili makama ait olup olmadığını mutlaka kontrol etmelisiniz. İzin yetkisi bizzat kullanılmak üzere verilmiş münhasır bir yetkidir; üst makam da olsa yetki devri yapılamaz, yapılmışsa bu durum doğrudan iptal sebebidir.
Özetle bu iznin anlamı; hakkınızdaki "koruma kalkanının" idarece kaldırıldığı ve itiraz edilmemesi veya itirazın reddedilmesi halinde dosyanın derhal yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceği, savcılığın da Ceza Muhakemesi Kanunu yetkilerini kullanarak hakkınızda resmi bir hazırlık soruşturması yürüteceğidir.
İznin Kapsamı ve Sınırları Nelerdir?
Soruşturma izni, sınırsız ve ucu açık bir yetki devri değildir. 4483 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca soruşturma izni; yalnızca şikayet, ihbar veya iddia konusu olaylar ile bunlara bağlı olarak ileride soruşturma sırasında ortaya çıkabilecek konuları kapsar.
Yeni Bir Fiil Ortaya Çıkarsa: Eğer yetkili Cumhuriyet Savcısı, hakkınızda yürüteceği ceza soruşturması sırasında, idare tarafından size verilen soruşturma izindeki olay ve konudan tamamen ayrı veya farklı bir suç olarak nitelendirilebilecek yeni bir fiil ortaya çıkarırsa, sizi bu yeni fiilden dolayı doğrudan sorgulayamaz veya dava açamaz. Savcılık, bu yeni fiil için idareden "yeniden izin alınması" prosedürünü işletmek zorundadır.
Suçun Hukuki Niteliği Değişirse: Aynı olaya ilişkin olarak suçun hukuki niteliğinin değişmesi halinde yeniden izin alınması gerekmez. Örneğin; idarenin "görevi ihmal" olarak nitelendirdiği bir eylemin savcı tarafından "görevi kötüye kullanma" olarak vasıflandırılması durumunda süreç aynen devam eder.
Bundan Sonraki Hukuki Süreç: İtiraz Hakkı ve Süreler
Tarafınıza verilen bu soruşturma izni kararı kesinleşmiş değildir. Kanun koyucu, memuru doğrudan savcının karşısına çıkarmadan önce, idarenin verdiği bu iznin bir yargı mercii tarafından denetlenmesi hakkını tanımıştır.
İtiraz Süresi: 4483 sayılı Kanunun 9. maddesine göre, soruşturma izni verilmesine ilişkin karara karşı, hakkında inceleme yapılan memur olarak sizin itiraz etme hakkınız bulunmaktadır. Bu itirazın, yetkili merci kararının tarafınıza tebliğ edildiği tarihten itibaren kesin olarak "10 gün" içinde yapılması zorunludur.
İtiraz Edilecek Merci: İtirazımızı, idari teşkilattaki unvanınıza ve pozisyonunuza göre, ya yetkili merciin bulunduğu yerdeki Bölge İdare Mahkemesine ya da doğrudan Danıştay İkinci Dairesine yapacağız.
Süreç Nasıl İlerler?: Kanuna göre bu itirazlar öncelikle incelenir ve en geç üç ay içinde karara bağlanır. Bölge İdare Mahkemesi veya Danıştay'ın vereceği karar kesindir.
Kritik Süre Uyarısı: 10 günlük itiraz süresini hesaplarken, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunundaki idari izinlerin veya adli tatilin bu süreyi uzatmayacağı akılda tutulmalıdır. 4483 sayılı Kanun kendine özgü, katı süreleri olan bir metindir. Tebligat zarfının üzerindeki tarih mutlaka not edilmeli ve dilekçe UYAP üzerinden son güne bırakılmadan gönderilmelidir.
İtiraz Haklı Bulunursa: Yargı mercii yapacağımız itirazı haklı bulur ve idarenin verdiği soruşturma iznini kaldırırsa, dosya kapanacak, Cumhuriyet Başsavcılığına gitmeyecek ve hakkınızda hiçbir ceza davası açılamayacaktır.
İtiraz Reddedilirse (Veya Süre Kaçırılırsa): Dosya Cumhuriyet Başsavcılığına intikal edecek ve savcılık makamı hakkınızda hazırlık soruşturmasını (ifade alma, delil toplama, gerekirse dava açma) başlatacaktır.
Kimler 4483 Sayılı Kanun Kapsamındadır, Kimler Değildir?
4483 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre, bu kanun kural olarak Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanmaktadır. Bu tanımın dışında kalanlar ile özel kanunlarında ayrı soruşturma usulleri öngörülen görevliler, 4483 sayılı Kanun kapsamı dışındadır.
4483 Sayılı Kanun Kapsamında Kesinlikle Olmayanlar:
- İşçiler: Kamu idarelerinde veya belediye iştiraklerinde çalışsalar dahi işçi statüsünde istihdam edilen personel 4483 sayılı Kanun'a tabi değildir ve haklarındaki adli soruşturmalar genel hükümlere göre doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yürütülür.
- KİT ve PTT Personeli: 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 11/d maddesindeki istisna uyarınca Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) yalnızca teşebbüs genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri 4483 sayılı Kanun'a tabidir. Yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürler dışındaki KİT ve PTT personeli görevleri sebebiyle işledikleri suçlarda 4483 sayılı Kanun kapsamında değildir ve genel ceza muhakemesi hükümlerine tabidir.
- Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve TBMM Üyeleri: Sahip oldukları anayasal konumları gereği 4483 sayılı Kanun hükümlerine tabi değillerdir; haklarında Anayasa'daki ve kendi özel mevzuatlarındaki soruşturma ve yargılama usulleri uygulanır.
Asker, Polis ve Sağlık Personelinin Özel Durumu:
Askerler: Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, görevleri ve sıfatları sebebiyle kendi özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi oldukları için 4483 sayılı Kanun kapsamının dışındadırlar. Ayrıca bu yasanın 5. maddesi gereğince askerler, idare tarafından yürütülecek ön incelemelerde ön incelemeci (muhakkik) olarak da görevlendirilemezler.
Polisler: Polis memurları kural olarak genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmeti gördüklerinden 4483 sayılı Kanun kapsamındadır. Örneğin bir polis memurunun görevli olduğu polis aracıyla karıştığı taksirle yaralama veya ölüme neden olma olayları ile idari görevi gereği usulsüz tutanak düzenlerken işlediği iddia edilen görev suçları 4483 sayılı Kanun kapsamında ön incelemeye ve idari izne tabidir. Ancak polislerin trafik kontrolü veya kişisel husumetleri sırasında vatandaşa hakaret etmesi, tehdit veya kasten yaralama gibi eylemleri, memuriyet görevinden doğan (özgü suç) niteliği taşımadığından ve kişisel suç kabul edildiğinden bu tür eylemlerde 4483 sayılı Kanun uygulanmaz; savcılıkça genel hükümlere göre doğrudan soruşturma yapılır.
Sağlık Personeli: Devlet hastanelerinde ve sağlık ocaklarında görev yapan doktor ve diğer sağlık personeli görevleri sebebiyle işledikleri suçlar bakımından kural olarak 4483 sayılı Kanun kapsamındadır. Ancak çok önemli bir istisna vardır: 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na Ek Madde 18 uyarınca; sadece kamu kurumlarında değil, aynı zamanda özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının "sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar" (malpraktis) sebebiyle yapılan soruşturmalarında da 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Fakat bu özel durumda soruşturma izni vermeye yetkili merci valilik veya kaymakamlık değil, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan "Mesleki Sorumluluk Kurulu"dur ve bu kurulun kararlarına karşı itirazlar Ankara Bölge İdare Mahkemesine yapılır. Doktorların gerçeğe aykırı sağlık raporu düzenleyerek haksız menfaat temin etmeleri gibi tıbbi müdahale dışındaki görev suçlarında ise olağan 4483 sayılı Kanun mekanizması işletilir (Valilik/Kaymakamlık izni).
Özel Kanunlarına Göre Soruşturma İzni Alınması Gerekenler:
4483 sayılı Kanunun 2. maddesi, görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma usullerine tabi olanların kendi kanunlarındaki hükümlerin saklı olduğunu amirdir.
- Hakimler, Savcılar ve Adalet Bakanlığı Üst Düzey Yöneticileri: Anayasa'nın 140. maddesi ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu uyarınca özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabidirler. Hakim ve savcı sıfatını taşıyan Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Müsteşar Yardımcıları ve Ceza İşleri Genel Müdürü gibi görevliler de bu özel usule tabi olup haklarında 4483 sayılı Kanun işletilemez.
- Avukatlar: Avukatlık serbest bir meslek olup Devletin genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli görevlerinden değildir. Avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca doğrudan Adalet Bakanlığının vereceği soruşturma iznine tabidir ve 4483 sayılı Kanun hükümleri avukatlara uygulanmaz.
- Üniversite Öğretim Elemanları ve Personeli: Yükseköğretim kurumlarındaki kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanları ile 657 sayılı Kanuna tabi üniversite memurlarının (örneğin üniversite hastanesi personeli) görevlerinden doğan suçları 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesinde yer alan özel ceza soruşturması usulüne tabidir. Bu kişiler hakkında yetkili üniversite kurulları (veya yetkili İl İdare Kurulları) tarafından lüzum-u muhakeme veya men-i muhakeme şeklinde karar verilmesi gerekmekte olup, genel 4483 prosedürü ve valilik/kaymakamlık izin mekanizması uygulanamaz.
Yüksek Mahkeme Kararlarına Göre En Temel 10 İptal Gerekçesi (Kontrol Listesi)
Danıştay ve yüksek mahkeme içtihatları incelendiğinde, idari mercilerce verilen soruşturma izni kararlarının kaldırılmasına veya bozulmasına neden olan en temel 10 hukuki gerekçe şunlardır. Dosyanız incelenirken bu maddeler adeta birer kontrol listesi olarak kullanılmalıdır:
-
İzin Vermeye Yetkili Merciin Yanlış Tespiti (Yetki Unsurunda Sakatlık)
Danıştay, soruşturma izni vermeye yetkili makamın belirlenmesinde, şikayet edilen eylemin işlendiği tarihteki görevin esas alınması gerektiğini ve yetki devrinin veya yetki gaspının kesin bozma nedeni olduğunu vurgulamaktadır.
Örnek: Bir Büyükşehir Belediye Başkanının aynı zamanda Mahalli İdareler Birliği başkanı sıfatıyla işlediği iddia edilen eylemlerde İçişleri Bakanının değil, o ilin Valisinin yetkili olduğu karara bağlanmıştır.
Örnek: Gelir İdaresi Başkanlığı taşra teşkilatında görevli memurlar için Gelir İdaresi Başkanının değil, vali veya kaymakamın yetkili olduğu içtihat edilmiştir. İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Kontrolörleri hakkında da soruşturma izni kararının Bakan tarafından değil, Müsteşar tarafından verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
-
Ön İncelemecinin Hukuki Konumu ve Tarafsızlığının İhlali
Ön inceleme yapacak görevlinin, hakkında inceleme yapılan kişinin hiyerarşik üstü konumunda bulunması ve tarafsız olması zorunludur.
Örnek: Danıştay, Teftiş Kurulu Başkanı hakkındaki bir ön incelemenin, üstü konumunda olmayan ve onun yerine atanarak halef-selef ilişkisi içinde bulunan yeni Teftiş Kurulu Başkanı tarafından yapılmasını yetki ve objektiflik yönünden sakat bulmuştur.
Örnek: Bir belediye başkanının soruşturmasında aynı belediyenin müfettişinin görevlendirilmesi veya belediyenin hazırladığı imar planındaki hukuka aykırılıkların tespiti için yine aynı belediyenin fen işleri görevlilerinin bilirkişi olarak tayin edilmesi, kararların iptaline gerekçe yapılmıştır.
-
Eksik İnceleme ve Uzman Bilirkişi Raporu Alınmaması
Teknik ve uzmanlık gerektiren konularda (imar planı değişiklikleri, tıbbi müdahaleler, sınav sonuçlarının hesaplanması vb.) yeterli bilirkişi incelemesi yaptırılmadan, soyut ve eksik ön inceleme raporlarına dayanılarak karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Örnek: Kapanan kadastral yoldan yeni parsel ihdası ve satışı gibi imar ve şehircilik ilkelerini ilgilendiren bir şikayette, konunun uzmanı bilirkişilerden kapsamlı bir rapor alınmaksızın sadece ifadelerle yetinilerek verilen karar kaldırılmıştır.
Örnek: Seviye Belirleme Sınavı'nda (SBS) cevap kağıtlarının yanlış değerlendirilmesi olayında, hatalı işlemi fiilen gerçekleştiren komisyonların tespit edilmeden eksik inceleme yapılması da bozma nedenidir.
-
Savunma Hakkının Kısıtlanması ve İfade Alımındaki Usulsüzlükler
Hakkında suç isnadında bulunulan memurun ifadesinin, ön inceleme elemanının kanaatinin oluşmasında temel bir delil olması sebebiyle, memura makul ve yeterli bir savunma süresi tanınması şarttır.
Örnek: Ön inceleme aşamasında, yüzlerce evrakı kapsayan iddialar için memura sadece 2 günlük cevap süresi verilmesi adalet ilkeleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle kararın kaldırılmasına neden olmuştur.
Örnek: Bir belediye meclis üyesinin kalp ameliyatı olduğu gerekçesiyle hiç ifadesi alınmadan ön inceleme raporunun tamamlanması hukuka aykırı bulunmuştur.
-
Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçların 4483 Kapsamına Sokulması
Yüksek mahkemeler, kamu görevlilerinin terör örgütlerini övmek, yüceltmek veya onlara finansman sağlamak şeklindeki eylemlerini 4483 sayılı Kanun kapsamında bir "görev suçu" olarak değerlendirmemektedir.
Örnek: Belediye meclisi kararıyla kamu binalarına, parklara veya kültür merkezlerine terörist isimlerinin verilmesi ile personelin maaşlarından terör örgütü adına usulsüz zorunlu kesinti yapılması gibi iddiaların doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarınca soruşturulması gerektiğinden, idarece verilen soruşturma izni kararları kaldırılmıştır.
-
Kanun Kapsamı Dışındaki Kişiler ve Görevden Kaynaklanmayan Eylemler
4483 sayılı Kanun, yalnızca asli ve sürekli bir kamu görevini ifa eden memurların salt görevleri sebebiyle işledikleri suçları kapsar.
Örnek: Danıştay, belediye başkanlarının, belediyenin hakim ortağı olduğu ticari şirketlerin yönetim kurulu başkanı sıfatıyla şirket mal varlığını zarara uğrattıkları iddialarını bu kanun kapsamında görmemiştir. Aynı minvalde, serbest meslek icra eden avukatların ve belediye şirketlerinde çalışan işçi statüsündeki personelin de 4483 sayılı Kanun'a tabi tutulması Danıştay tarafından bozma/kaldırma sebebi yapılmıştır.
-
Ciddi İddialar Karşısında Usulsüz "Şikayetin İşleme Konulmaması" Kararı
Yasaya göre, soyut ve genel nitelikte olmayan, kişi ve olay belirtilen, ciddi bulgu ve belgelere dayanan şikayetler hakkında yetkili merciin doğrudan "işleme konulmama" kararı vermesi hukuka aykırıdır; bu tür iddialar karşısında mutlak surette ön inceleme başlatılması zorunludur. Ayrıca, bir araştırma yapılacaksa dahi bunun teftiş kurulları veya uygun nitelikteki denetim elemanlarınca yapılması gerekirken, yetkisiz makamların (örneğin müfettiş yerine doğrudan idari bir yöneticinin) araştırmasıyla işleme konulmama kararı tesis edilmesi Danıştay tarafından kaldırılmaktadır.
-
Şüphelilerin Kimliklerinin ve İlliyet Bağının Raporda Kişiselleştirilmemesi
Ceza hukukundaki cezaların şahsiliği ilkesi gereği, ön inceleme raporunda suçlanan kişilerin açık kimlikleri, görev unvanları ve isnat edilen eylemle aralarındaki illiyet bağının somut olarak tespit edilmesi şarttır. Raporlarda ve izin kararlarında, şüphelilerin isimleri tek tek belirtilmek yerine "diğer görevliler" veya "büyükşehir belediye encümeni üyeleri" şeklinde genel ve soyut ifadelerin kullanılması, Danıştay tarafından hukuka aykırı bulunarak kararların kaldırılmasına gerekçe oluşturmaktadır.
-
Kesinleşmiş Eylemler Hakkında Yeni Bir Delil Olmadan Mükerrer Karar Tesis Edilmesi
Aynı fiil ve şahıslar hakkında daha önce usulüne uygun şekilde 4483 sayılı Kanun kapsamında ön inceleme yapılmış ve yetkili merciin kararı idari yargı denetiminden geçerek kesinleşmiş ise, olayın sonucunu etkileyecek yeni bir belge veya delil ortaya konulmadığı müddetçe aynı konuda yeniden ön inceleme yapılıp aksi yönde yeni bir karar verilmesi hukuken mümkün değildir. Danıştay bu tür mükerrer izin veya ret kararlarını hukuki güvenlik ilkesi gereğince doğrudan kaldırmaktadır.
-
Kararların İlgilisine Usulüne Uygun Tebliğ Edilmemesi ve Gerekçenin İletilmemesi
Hakkında inceleme yapılan kişilerin veya şikayetçilerin yasal itiraz haklarını etkin bir şekilde kullanabilmeleri için, yetkili merci kararının gerekçesini de içerecek şekilde bütün olarak kendilerine tebliğ edilmesi gereklidir. İlgilisine, yetkili merci kararının tam metni yerine, yalnızca kararın sonucunu içeren bir özet yazının veya Bakan derkenar notunun tebliğ edilmesi usulüne uygun olmayan bir tebligat olarak nitelendirilmiş ve bu şekil şartı eksikliği kararların Danıştay nezdinde bozulması veya kaldırılması sebebi sayılmıştır.