Doçentlik Başvurusu Ret Sebepleri ve Etik İhlal Davaları
DOÇENTLİK BAŞVURULARINDA RET SEBEPLERİ VE HUKUKİ ÇÖZÜMLERİ REFERANS SAYFASI
1. BÖLÜM: ASGARİ BAŞVURU ŞARTLARININ SAĞLANAMAMASINA DAYANAN RET SEBEPLERİ VE ÇÖZÜMLERİ
Doçentlik başvuru sürecinde jüriler, adayların sunduğu eserleri bilimsel nitelik yönünden derinlemesine incelemeden önce niceliksel (puanlama) ve şekilsel kurallara uygunluk açısından ön denetime tabi tutarlar. Bu aşamada en sık karşılaşılan ret sebepleri yasal mevzuat, YÖK/ÜAK kararları ve emsal yargı içtihatları çerçevesinde aşağıda detaylandırılmıştır.
A. Yağmacı / Şaibeli Dergilerde Yayın Yapmak
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından 07.03.2019 tarihinde alınan karar uyarınca "yağmacı/şaibeli" dergiler meselesi, doçentlik başvurularında asgari şartların sağlanamaması gerekçesiyle verilen ret kararlarının en temel ve adayları en çok endişelendiren nedenlerinden biridir.
1. Hukuki Kriterler ve Temel Kurallar
YÖK kararına göre bir dergi, makalenin kabul edilmesinden sonra yayımlanması için yazardan ücret veya ek ücret talep ediyorsa, bu durum bilimsel değerlendirme süreci ile ticari kaygıların birbirine karışması (çıkar çatışması) olarak nitelendirilir ve dergi "yağmacı/şaibeli" kabul edilir.
- Jüri Uygulaması: Jüriler, doçentlik beyannamesinde kullanılan bu tür dergilerdeki makaleleri puanlamadan düşerler.
- Özgeçmiş Zorunluluğu: Kural gereği, bu eserler puanlamaya dahil edilmeseler dahi, adayın özgeçmiş ve eserler listesine eklenmesi zorunludur.
2. Yargıya Yansıyan Emsal Kararlar (Ret Vakaları)
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (E. 2022/880, K. 2023/35) ve Danıştay 8. Dairesi (E. 2022/4245, K. 2025/8252): Adayların yayın yaptığı dergilerin kabulden sonra ücret talep eden nitelikte olduğu iddia edilmiş, yayınların puanlamadan düşülmesi sonucu asgari puan şartı sağlanamadığı için başvurular reddedilmiş ve uyuşmazlıklar yargıya taşınmıştır.
- Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi (E. 2023/2990, K. 2023/3489 ve E. 2022/2037, K. 2022/2694): Jürilerin bu tür dergilerdeki yayınları doğrudan eleyerek asgari şartlardan ret kararı verdiği vakalar görülmektedir.
3. Ücret Talep Etse Dahi Yağmacı Sayılmayan Dergiler (Hukuki İstisnalar)
Mahkemelerin idari işlemleri iptal ederken sıklıkla dayandığı ve adayın eserini kurtaracak çok net hukuki istisnalar mevcuttur. Aşağıdaki özelliklere sahip dergiler ücret talep etseler bile kesinlikle doçentlik beyannamesinde kullanılabilir ve jürilerce elenemezler:
- Makale başvurusu sırasında, makalenin kabul edilip edilmeyeceğine (kabul/ret şartına) bakılmaksızın en baştan bir başvuru/işlem ücreti alan dergiler.
- Abonelik usulü ile çalıştığı halde yazarın ilgili makaleyi herkesin ücretsiz okuyabilmesi (açık erişimli / open access yapmak) için bir ücret talep eden dergiler.
- Makale basımı sürecinde yazarlardan hiçbir ücret talep etmeyen dergiler.
4. Q Sınıflandırması (Quartile) İstisnası ve Kesin Hukuki Güvence
İlk dönemlerde idare net bir yağmacı dergi listesi yayınlamadığı için jüriler, "açık erişimli (open access)" olarak yayın yapan ve dizgi, tasarım, dil kontrolü gibi hizmetler için standart bir ücret alan prestijli uluslararası dergileri bile "ücretli dergi" diyerek keyfi olarak eliyordu. Bu adaletsizliklerin artması üzerine 30.12.2021 tarihinde YÖK kesin ve objektif sınırlar belirlemiştir:
| Dergi Kategorisi (Web of Science) | Ücret Durumu | Yağmacı / Şaibeli Statüsü |
|---|---|---|
| Q1, Q2 ve Q3 Sınıfı Dergiler | Editöryal veya basım sürecinde ücret talep etseler dahi | Kesinlikle yağmacı/şaibeli sayılmazlar. |
| Q4 Sınıfı Dergiler (Kriterlere Uygun) | Ücret talep etmiyorsa VEYA ücret talep etmesine rağmen sadece ilgili bilim alanı mensuplarının üye olabildiği bir branş derneğinin, üniversitenin, enstitünün veya bilimsel bir kurumun yayın organı olup 2010 yılı öncesinden itibaren basılıyorsa ve abone usulü çalışıyorsa | Yağmacı kabul edilmezler. |
| Kriter Dışı Q4 Dergiler | Yukarıdaki kurumsal ve tarihsel şartları taşımayıp ücret talep ediyorsa | Yağmacı olarak nitelendirilmektedir. |
5. İdari Yargının Jürilerin Hatalı Kararlarına Yaklaşımı
İdari yargı kararları, doçent adaylarını idarenin belirsiz kararlarına ve jürilerin subjektif yorumlarına karşı koruyan çok güçlü bir "Hukuki Güvenlik ve Belirlilik İlkesi" vurgusu içermektedir.
- Jüri Çelişkileri: Danıştay ve Bölge İdare Mahkemeleri, "yağmacı/şaibeli dergi" kavramının uzun süre belirsiz bırakıldığını, objektif ölçütlerin net konulmadığını belirtmektedir. Yargıya yansıyan dosyalarda, adayın aynı makalesini bir jüri üyesi "yağmacı" diyerek reddederken, başka bir jürinin veya bir sonraki dönem başvurusunu inceleyen komisyonun aynı dergiyi sorunsuz kabul ettiği görülmüştür. Mahkemeler, bu çelişkili durumlar giderilmeden, sırf bir jürinin şüphesiyle adayın başvurusunun iptal edilmesini açıkça hukuka aykırı bularak iptal etmektedir.
- Bağımsız Bilirkişi İncelemesi: Mahkemeler, bir derginin yağmacı olup olmadığını jürilerin tek taraflı raporlarına bırakmamaktadır. Uyuşmazlık durumunda atanan bağımsız profesörlerden oluşan bilirkişi heyetleri; derginin güvenilir indekslerde (Web of Science, SCI-Expanded, ESCI vb.) taranıp taranmadığını, makale işleme ücretinin (Article Processing Charge - APC) şeffaf şekilde en başından ilan edilip edilmediğini inceler. Bilirkişilerin, makaleleri ücretsiz okumaya açan (açık erişimli) prestijli dergilerin yayın masraflarını karşılamak için baştan ilan ettikleri ücretlerin etik bir sorun teşkil etmeyeceği yönündeki bilimsel raporlarına dayanan mahkemeler, jürilerin haksız eleme kararlarını iptal ederek adaylara doçentlik haklarını iade etmektedir.
B. Eserlerin Alan Dışı (Kapsam Dışı) Sayılması
Sunduğunuz eserlerin yöntem ve konu itibarıyla başvurduğunuz bilim alanına ait olmaması durumudur. Örneğin; Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2024/3770, K. 2025/1351 sayılı kararına yansıyan olayda, Kamu Yönetimi bilim alanından başvuran bir adayın çalışmalarının önemli bir kısmının "alan dışı" olduğu tespit edilmiş ve eserler puanlamadan düşülerek başvuru reddedilmiştir.
1. Kalan Puan Yeterliyse Başvuru İptal Edilemez Rule
Mahkemeler, bir eserin jüri tarafından "alan dışı" olarak değerlendirilmesini doğrudan başvurunun reddi için yeterli görmemektedir. Yargı kararlarına göre, alan dışı olduğu tespit edilen eserin puanı genel toplamdan düşülmeli; eğer kalan net puan "asgari başvuru şartlarını" sağlamaya yetiyorsa başvuru başarılı sayılmalıdır.
Emsal Karar (Ankara 10. İdare Mahkemesi E:2019/1666, K:2020/741 ve Bölge İdare Mahkemesi Onaması): Dahili Hastalıklar Hemşireliği alanından doçentlik başvurusu yapan adayın bir jürisi, adayın A9 numaralı makalesinin başvuru alanıyla değil "Halk Sağlığı Hemşireliği" ile ilgili olduğunu (alan dışı olduğunu) ve diğer bazı makalelerinin de şaibeli dergilerde yayımlandığını iddia ederek başvuruyu reddetmiştir.
Mahkemece atanan uzman bilirkişi heyeti, söz konusu A9 numaralı yayının gerçekten de klinik bir alan olan Dahili Hastalıklar Hemşireliği alanında olmadığını ve Halk Sağlığı Hemşireliği alanına girdiğini tespit etmiş ve bu yayına ait 5 puanın değerlendirme dışı bırakılmasını uygun bulmuştur. Ancak bilirkişiler, jürinin şaibeli dediği diğer dergilerin aslında geçerli dergiler olduğunu saptamış; alan dışı eserden 5 puan düşülmesine rağmen adayın hala asgari 40 puan şartını 44,26 puanla, toplamda ise asgari 100 puan şartını 106,78 puanla sağladığını tespit etmiştir.
Mahkeme, alan dışı eserin puanı düşüldükten sonra dahi adayın şartları sağladığı anlaşıldığından, doçentlik başvurusunun iptal edilmesine ilişkin idari işlemi haklı ve geçerli bir sebebe dayanmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve bu karar Bölge İdare Mahkemesince de onanarak kesinleşmiştir.
2. İdarenin Anahtar Kelime Kısıtlaması Yüzünden Haksız Yere "Alan Dışı" Sayılma
Bazen idarenin sisteminde adayın uzmanlık alanını tam olarak yansıtan doğru "anahtar kelime" bulunmaz. Aday zorunlu olarak en yakın alandan başvuru yapar ve jüri "bu eserler bu alana ait değil" diyerek adayı alan dışı ilan eder. Mahkemeler bu tür yapısal mağduriyetleri doğrudan iptal etmektedir.
Emsal Karar (Danıştay 8. Daire, E. 2019/677, K. 2022/3919): Asıl uzmanlık ve çalışma alanı "El Sanatları" olan bir öğretim üyesi, başvuru sisteminde "El Sanatları" anahtar kelimesi bulunmadığı için mecburen en yakın alan olan "Ev Ekonomisi" anahtar kelimesinden başvuru yapmıştır. Jüri üyeleri, adayın eserlerinin çoğunlukla "El Sanatları" konusunda olduğunu, "Ev Ekonomisi" alanına yönelik olmadığını belirterek eserleri alan dışı saymış ve başvuruyu iptal ettirmiştir.
Danıştay, idarenin eksik düzenlemesi nedeniyle adayın kendi alanında başvuru yapamamasını ve sonrasında "eserlerin alan dışı" denilerek doçent olma yolunun kapatılmasını hukuken kabul edilebilir bir gerekçeye dayanmadığı tespitiyle hukuka aykırı bulmuş ve işlemin iptaline karar vermiştir.
3. "Sadece Doktora Yapılan Alandan Başvurulabilir" Şeklindeki Daraltıcı Kısıtlamanın İptali
İdare, bir dönem adayların sadece doktora yaptıkları bilim alanından doçentlik sınavına başvurabileceklerine dair bir kural getirerek diğer alanlardaki eserleri bir nevi peşinen "alan dışı" sayma eğilimine girmiştir.
Emsal Karar (Danıştay 8. Daire, E. 2016/2476, K. 2021/3670): Doktora tezini Anayasa Hukuku alanında yapan ancak Mali Hukuk alanından doçentlik başvurusu yapmak isteyen bir aday, idarenin "sadece doktora yaptığı alandan başvurabilir" kuralı nedeniyle engellenmiştir.
Danıştay, doçent adaylarının başvurularını sadece doktora yaptıkları alanla sınırlayan bu kuralın hukuki ve bilimsel gerekçesinin, ayrıca akademik gerekliliğinin idarece ortaya konulamadığını belirterek, adayların doçent olma yolunu haksız yere kapatan bu düzenleyici işlemi iptal etmiştir.
4. Alan Dışı Sayılan Eserin Yeni Başvuruda "Etik İhlal" (Yanıltıcı Beyan) Olarak Cezalandırılamayacağı
Jürilerin en çok hata yaptığı noktalardan biri de, önceki bir başvuruda "alan dışı" sayılan bir eserin, adayın bir sonraki doçentlik başvurusunda yer almasını doğrudan "yanıltıcı beyan (etik ihlal)" olarak cezalandırmasıdır.
Emsal Karar (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi): Adayın önceki başvuru döneminde beyan ettiği bazı eserler "alan dışı" sayılarak asgari şartları sağlayamadığı gerekçesiyle başvurusu iptal edilmiştir. Aday yeni başvurusunda aynı eseri beyan etmeyip sadece aynı başlıklı bir özet bildirisini puanlamaya koymuştur. İdare, adayın "yanıltıcı beyan" yoluyla etik ihlalde bulunduğuna karar vererek yeni başvurusunu da iptal etmiştir.
Mahkeme; asgari koşulları sağlamadığı gerekçesiyle doçentlik başvurusu iptal edilen bir adayın, yeni başvurusunda bu duruma neden olan eserleri beyan etmesini kısıtlayan açık bir mevzuat hükmü bulunmadığını ve buna dayanılarak "etik ihlal" kararı verilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, bu eylemin etik ihlale konu olamayacağı sonucuna ulaşarak, adayı cezalandıran idari işlemleri iptal etmiştir.
C. Doktora Öncesi ve Sonrası Puanlama Şartları
Doçentlik unvanının alınabilmesi için "en az 90 puan karşılığı çalışmanın doktora unvanını almasından sonra gerçekleştirilmiş olması" yasal bir zorunluluktur. Adayın, başvurduğu bilim alanı ile ilgili çalışmalardan en az 100 tam puan elde etmesi gerekirken, yeterli puanın sadece doktora öncesi çalışmalardan sağlanması kesin bir ret sebebidir.
- Kuralın Hukuka Uygunluğu: Bu 90 puanlık baraj kuralının iptali için açılan bir davada Danıştay 8. Dairesi (E. 2022/7201, K. 2025/3363), doçent adayının doktora unvanından sonra belli bir bilimsel yeterliliği sağlamasının akademik kalitenin artırılması için zorunlu olduğunu belirterek kuralın kendisini hukuka uygun bulmuştur.
- Uyuşmazlık Kaynağı: Kuralın kendisi geçerli olmakla birlikte; uyuşmazlıklar, jürilerin adayın doktora sonrasında ürettiği geçerli eserleri haksız yere elemesi (alan dışı ilan etmesi veya yağmacı dergi suçlaması yapması) ve adayı yapay bir şekilde 90 puanın altında bırakması durumunda ortaya çıkmaktadır.
Emsal Karar (Ankara 10. İdare Mahkemesi E. 2019/1666, K. 2020/741): Dahili Hastalıklar Hemşireliği alanından doçentliğe başvuran bir adayın dosyası, bir jüri üyesinin hazırladığı olumsuz rapor üzerine Doçentlik Komisyonu tarafından reddedilmiştir. Jüri üyesi raporunda; adayın özgün araştırma makalesi olarak sunduğu doktora sonrası çalışmalarından iki tanesinin "ücret karşılığı makale yayımlayan açık erişimli paralı dergilerde" yayımlandığını, bir makalesinin ise "Halk Sağlığı Hemşireliğine ilişkin olduğu için alan dışı" olduğunu iddia etmiştir. Jüri, bu tespitlere dayanarak adayın eserlerinden 25 puanı genel toplamdan düşmüş ve adayın doktora sonrası bilimsel etkinlik puanının 90 barajının altında kalarak 86,78'e düştüğünü iddia etmiştir. Bu raporu dikkate alan idare, doçentlik başvurusunu iptal etmiştir.
Konu idari yargıya taşındığında, mahkemece ilgili alanda uzman üç profesörden oluşan bağımsız bir bilirkişi heyeti atanmıştır. Bilirkişi heyeti şu bilimsel tespitleri yapmıştır: Adayın şaibeli olduğu iddia edilen makaleleri, aslında idarenin de muteber kabul ettiği, "abonelik usulü ile çalıştığı halde makaleyi açık erişimli yapmak için ücret talep eden" tamamen geçerli dergilerde yayımlanmıştır. Bu haksız yere elenen makalelerin puanları adayın hanesine eklendiğinde, adayın doktora sonrası bilimsel çalışmalarından elde ettiği puanın iddia edildiği gibi 86,78 değil, tam 106,78 puan olduğu ve 90 puanlık barajın çok üzerinde bulunduğu saptanmıştır.
Mahkeme, bağımsız bilirkişi raporuna dayanarak; jürinin eserleri haksız yere eleyerek adayı asgari şartlardan bırakmasının haklı ve geçerli bir sebebe dayanmadığını vurgulamış ve doçentlik başvurusunun iptaline ilişkin o haksız idari işlemi iptal etmiştir. Bu karar, Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından da onanarak kesinleşmiştir.
D. Yabancı Dil Belgesi Eksiklikleri
Yabancı dil belgesindeki eksiklikler, tarih uyuşmazlıkları veya idari kural değişiklikleri doğrudan doçentlik başvurusunun iptaline neden olabilmektedir.
1. Yabancı Dil Belgesinin Geçerlilik Süresi (Özellikle TOEFL ve Benzeri Belgeler)
İdare, bir dönem üzerinde geçerlilik süresi yazmayan eski tarihli uluslararası dil belgelerini (örneğin TOEFL) geçerli kabul etmiş ve adayların doçentlik başvurularını onaylayarak unvan vermiştir. Ancak Üniversitelerarası Kurul (ÜAK), 10/02/2016 tarihinde aldığı yeni bir kararla, TOEFL doğrulama merkezinin belgeleri iki yıl sonra imha etmesi ve teyit imkanının ortadan kalkması nedeniyle bu belgelerin geçerlilik süresini aniden "iki yıl" ile sınırlandırmıştır.
- Geriye Yürütme Yasağı: İdare, bu yeni kuralı geçmişe yürüterek, yıllar önce söz konusu belgelerle başvuru yapıp doçent olmuş adayların unvanlarını "belgenizin süresi aslında dolmuştu" diyerek yıllar sonra geri almaya kalkışmıştır.
- Yargının Yaklaşımı: Danıştay, idarenin bu işlemini kesin bir dille hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Mahkemeler; adayın hilesi, sahtekarlığı veya gerçek dışı beyanı yoksa, iyi niyetli kişi lehine oluşan idari tasarrufun (doçentlik unvanının) aradan uzun yıllar geçtikten sonra idari istikrar, hukuki güvenlik ve toplumun güven duygusunu zedeleyecek şekilde geri alınamayacağına hükmetmiştir.
- Güncel Durum: Geçerlilik süresi (örneğin iki yıl) dolmuş bir TOEFL belgesi ile yeni başvuru yapmak net bir ret sebebidir (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2021/6649, K. 2023/6667 sayılı kararı).
2. Fiziki Belgelerde "Onay Tarihi" Zorunluluğu
Elektronik teyidi yapılamayan 2002 öncesi ÖSYM belgeleri ile yurt dışı kaynaklı sınav belgelerinin aslı veya noter/resmî kurum onaylı sureti sisteme manuel yüklenip fiziken gönderilirken, Doçentlik Başvuru Kılavuzu ile "belge üzerindeki onay tarihinin mutlaka doçentliğe başvuru yapılan yıl içerisinde olması gerektiği" kuralı getirilmiştir.
- Yargı Kararı: Bazı adaylar bunun haksız bir kısıtlama olduğunu belirterek iptal davası açmış olsalar da, Danıştay 8. Dairesi (E. 2022/7361, K. 2025/3367) idarenin bu önlemini hukuka uygun bulmuştur. Mahkeme, bu kuralın sahte olarak alınan veya sonradan iptal edilen belgelerin kullanılmasının önüne geçilmesi amacıyla yüksek kamu yararı gözetilerek getirildiğini, sınav güvenliğini sağlamak için gerekli bir prosedür olduğunu karara bağlamıştır.
3. Başvuru Yapılan Dilin "Kabul Edilen Diller" Listesinden Çıkarılması
Yabancı dilin Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan dillerden biri olması gerekmektedir.
- Emsal Olay: Yargıya yansıyan bir olayda, bir aday Danimarkaca (Danca) dilinden aldığı 62 puanla başvuru yapmak istemiş, ancak idare Danca'yı kabul edilen diller listesinden çıkardığı için adayın başvurusu sistem tarafından engellenmiştir.
- Yargı Kararı: Danıştay, Yükseköğretim Kurulunun doçentlik için kabul edilecek dilleri belirlemede geniş bir takdir yetkisi bulunduğunu belirtmiştir. İdarenin, bu dilleri dünya üzerindeki kullanım yaygınlığına, uluslararası literatürü takip edebilme ve yabancı araştırmacılarla ortak yayın üretebilme potansiyeline göre belirlediği tespiti yapılmıştır. Dünya üzerinde sadece 5,5 milyon kişinin konuştuğu Danca veya benzer şekilde Sırpça gibi dillerin doçentlik başvurusunda kabul edilmemesi idari yargı tarafından hukuka uygun bulunmuştur.
4. Başkasını Sınava Sokma ve Sahtecilik Durumları
Yabancı dil belgesinde sahtecilik yapılması veya adayın kendi yerine başkasını sınava sokması, telafisi olmayan en ağır ihlaldir. Yargıya yansıyan bir olayda, bir adayın 2010 yılı ÜDS sınavına kendi yerine bir başkasını soktuğu ÖSYM tarafından sonradan tespit edilmiş ve adayın sınavı geçersiz sayılmıştır. Bu hileli geçersiz belge kullanılarak yıllar önce elde edilmiş olan doçentlik unvanının, doçentlik belgesinin ve tüm haklarının idarece derhal geri alınması işlemi mahkeme tarafından incelenmiş ve tamamen hukuka uygun bulunarak adayın davası reddedilmiştir.
E. Diploma Uyumsuzluğu
Adayın lisans ve lisansüstü diplomalarının, başvurduğu doçentlik anabilim dalı ile ilgisinin bulunmadığının saptanması başvurunun Ön Değerlendirme Komisyonunca reddedilmesine yol açabilmektedir. (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2023/1183, K. 2023/3262 sayılı kararı).
1. Emsal Olay
Lisans eğitimini Biyoloji bölümünde, yüksek lisansını Moleküler Genetik alanında, doktorasını ise yine Biyoloji alanında tamamlayan ve Moleküler Biyoloji ve Genetik alanında doçent unvanına sahip olan bir aday, Eczacılık Fakültesi Temel Eczacılık Bilimleri Bölümü Biyokimya Ana Bilim Dalı için ilan edilen doçentlik kadrosuna başvurmuştur. Üniversitenin Ön Değerlendirme Komisyonu, adayın eğitim geçmişinin ve doçentlik belgesinin Eczacılık Fakültesi Biyokimya Ana Bilim Dalı ile ilgisinin bulunmadığını belirterek "diploma uyumsuzluğu" gerekçesiyle adayın başvurusunu reddetmiştir.
2. Hukuki Çözüm ve "Yetki Aşımı" Gerekçesi
İdari yargı, adayları bu tür keyfi veya şekilci elemelere karşı koruyan çok güçlü bir hukuki gerekçe geliştirmiştir:
- Ön Değerlendirme Komisyonunun Sınırı: Mahkemelerin emsal kararlarına göre, Ön Değerlendirme Komisyonunun görevi yalnızca başvuru evraklarının tam olup olmadığını şeklen ve nicelik (sayısal) yönünden incelemekten ibarettir.
- Bilimsel Değerlendirme Zorunluluğu: Bir adayın sahip olduğu lisans ve lisansüstü diplomalarının veya doçentlik unvanının, başvurduğu doçentlik kadrosu veya bilim dalı ile uyumlu olup olmadığını değerlendirmek, niceliksel bir incelemenin sınırlarını aşan ve tamamen "bilimsel bir değerlendirme" gerektiren bir konudur.
- Yasal Merci: 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 24. maddesinin (e) fıkrası gereğince, doçentlik kadrosuna başvuran adayların durumlarının bilimsel olarak incelenmesi için rektör tarafından (en az biri üniversite dışından olmak üzere) ilgili bilim alanı uzmanı üç profesörün tespit edilmesi ve bu profesörlerin adaylar hakkında ayrı ayrı rapor yazması yasal bir zorunluluktur. Mahkemeler, adayın diplomalarının başvurduğu alana uygunluğu gibi derinlemesine bilimsel nitelik taşıyan bir değerlendirmenin ancak bu alanda uzman profesörlerden oluşan yetkili bir jüri veya komisyon marifetiyle yapılabileceğine hükmetmektedir.
Sonuç: Uzman profesörlerden oluşmayan ve yalnızca şekli bir ön inceleme yapmakla görevli olan Ön Değerlendirme Komisyonunun, sırf diploma isimlerine bakarak adayın bilimsel kapasitesi hakkında "diploma uyumsuzluğu" kararı vermesi yargı tarafından açık bir "yetki aşımı" olarak kabul edilmekte ve bu hatalı işlemler hukuka aykırı bulunarak iptal edilmektedir.
2. BÖLÜM: ETİK İHLAL İDDİALARINA DAYANAN RET SEBEPLERİ VE ÇÖZÜMLERİ
Doçentlik sürecinde jürilerin en hassas yaklaştığı ve adayların dosyalarının doğrudan iptal edilmesine sebep olan ağır ihlal iddiaları bu ana başlık altında toplanmaktadır.
A. İntihal (Plagiarism)
İntihal eylemi; başkalarının özgün fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kendi eseri gibi göstermek olarak tanımlanmaktadır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2023/3371, K. 2023/3878 sayılı kararında da bu eylemin hukuki tanımı açıkça yapılmış ve kaynak göstermeden yapılan atıfsız kullanımların kesin bir etik ihlali sayıldığı vurgulanmıştır.
Ağır İntihal Durumlarında Yargı Uygulaması: Danıştay 8. Dairesinin E. 2019/8245, K. 2020/817 sayılı kararına konu olan somut olayda, bir adayın başka bir yabancı akademisyenin eserinden referans göstermeksizin tam 100 sayfa ve 350 kadar dipnotu aynen almak suretiyle ağır bir intihal yaptığı tespit edilmiş ve bu doğrultuda adayın elde etmiş olduğu doçentlik unvanı idare tarafından hukuka uygun bir şekilde geri alınmıştır.
Ancak idari yargı, jürilerin her tespitini veya her atıf eksikliğini doğrudan intihal olarak kabul etmemekte; adayı koruyan çok net sınırlar ve kurallar koymaktadır:
1. Atıf Hatalarının veya Standart Bilgilerin İntihal Sayılamayacağı Kuralı
Doçentlik başvuru süreçlerinde bazı jüriler, adayların yaptığı basit bir teknik atıf hatasını veya o bilim dalında herkes tarafından bilinen standart, anonim bir yöntemi kullanmasını doğrudan "intihal" olarak yaftalayabilmektedir. İdari yargı ise "özgün fikir hırsızlığı" ile "basit atıf özensizliğini" birbirinden kesin çizgilerle ayırmaktadır.
Emsal Karar (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi E. 2023/3371, K. 2023/3878): Muhasebe alanından doçentliğe başvuran bir aday, eserinde yer alan bazı örnek uygulamaları başka bir yazarın eserinden kaynak göstermeden almakla ve intihal yapmakla suçlanmıştır.
Davaya bakan mahkemece atanan bağımsız bilirkişi heyeti, adayın aslında ilgili esere çalışmasında atıf yaptığını, ancak bu atıfı teknik bir hata nedeniyle sehven farklı bir cümle içinde (yanlış yerde) kullandığını tespit etmiştir. Daha da önemlisi mahkeme, şikayete konu olan eserdeki hesap örneklerinin "özgün bir fikir, metot veya veri" olarak nitelendirilemeyecek kadar standart ve anonim nitelikteki muhasebe uygulamaları olduğuna dikkat çekmiştir.
Mahkeme gerekçeli kararında; adayın bu örnekleri "kendisine mal etme çabası" (yani aldatma kastı) taşımadığını, fiilin intihal suçunun "tipiklik" şartını sağlamadığını açıkça vurgulamış ve davacı hakkında tesis edilen doçentliğin iptali kararını hukuka aykırı bularak iptal etmiştir.
Sonuç: Basit atıf yeri kaymaları, sehven yapılan dizgi hataları veya bilim alanının anonim/standart metotlarının kullanımı mahkemelerce asla intihal olarak kabul edilmemektedir.
2. Beyannameye Eklenmeyen (Sisteme Sunulmayan) Eser Üzerinden İntihal İncelemesi Yapılamaz
Bazı doçentlik jürileri, yasal yetki sınırlarını açıkça aşarak adayın ilgili doçentlik beyannamesinde hiç puanlamadığı, inceleme dosyasına dahil etmediği geçmiş yıllara ait eski bir eserini kendi çabalarıyla bulup, bu dışarıdaki eser üzerinden bir intihal iddiası üretebilmektedir. Hukuk sistemi bu tarz bir inceleme usulüne kesinlikle geçit vermemektedir.
Emsal Karar (Danıştay 8. Daire, E. 2017/1380, K. 2021/245): Ekim 2010 döneminde sosyoloji alanında doçentlik sınavına başvuran bir adayı inceleyen jüri üyeleri, idareye ulaşan bir ihbar mektubunu dikkate almıştır. Jüriler, adayın güncel doçentlik başvuru dosyasında ve beyannamesinde hiç yer almayan "Sosyal Hizmet" isimli çok eski bir kitabını bularak incelemiş, bu kitapta intihal bulunduğunu iddia ederek adayı başarısız saymıştır.
Danıştay bu işlemi kesin bir dille iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde; Doçentlik Sınav Yönetmeliği uyarınca jürilerin yapacağı eser incelemesinin "sadece başvuru dosyasına resmi olarak sunulan eserlerle sınırlı olduğu" açıkça vurgulanmıştır. Akademik yükselmenin en önemli basamağı olan doçentlik başvurusunda beyan edilmeyen ve kullanılmayan bir geçmiş eser nedeniyle adayın bu süreçte cezalandırılamayacağı hukuken hüküm altına alınmıştır.
3. Yanlış Suç Tanımıyla Ceza Verilemez (Haksız Yazarlığa İntihal Denmesi)
Hukuken intihal bir "fikir veya eser hırsızlığı" iken; haksız yazarlık eylemi "esere aktif katkısı bulunmayan birini yazar olarak eklemek veya ekletmek" anlamına gelir. Jüriler bazen bu iki kavramı birbirine karıştırmakta ve sırf adayı süreçten eleyebilmek amacıyla, mevcut eylemi mevzuattaki en ağır yaptırıma sahip olan "intihal" kategorisine sokmaya çalışmaktadır.
Emsal Karar (Ankara 4. İdare Mahkemesi E:2020/307, K:2021/716 ve Danıştay 1. Dairesi E. 2021/1781, K. 2021/1797): Bir öğretim üyesi, kendi danışmanlığı altında yürütülen bir yüksek lisans öğrencisinin hazırladığı ödeve/makaleye, çalışmayı yapan öğrencisinin yanında sadece kendi ismini de ekleterek yayımlatmıştır. Doçentlik jürisi ve ilgili etik komisyonu bu durumu "başkasına ait eseri kendi eseri gibi göstermek (intihal)" olarak nitelendirmiş ve adayın doçentlik sürecini iptal etmiştir.
Dosyayı inceleyen mahkeme; adayın yüksek lisans öğrencisinin makalesine ismini yazdırması eyleminin intihal (başkasına ait özgün fikri çalma) eylemi olmadığını saptamıştır. Mahkeme, bu fiilin ancak "aktif katkısı olmadığı hâlde akademik nüfuzunu kullanarak ismini yazarlar arasına dâhil ettirmek" yani "haksız yazarlık" kapsamında değerlendirilebileceğini belirterek, adaya verilen ağır intihal cezasını hukuka aykırı bularak iptal etmiştir.
Sonuç: İdari işlemlerde eylemin jürilerce yanlış nitelendirilmesi ve yanlış madde üzerinden cezalandırılmaya çalışılması, idari yargının en temel iptal gerekçelerinden birini oluşturmaktadır.
4. Ağır İntihal Suçlamalarında Bile Mutlaka "Bağımsız Alan Uzmanı Bilirkişi" Şartı Aranır
Doçentlik dosyasında jüri tarafından "100 sayfa kopyalanmış" şeklinde çok ciddi ve somut bir intihal şüphesi ileri sürülse dahi, mahkemeler idarenin kendi bünyesinde kurduğu kurulların tek taraflı raporlarıyla yetinmemektedir. Yargı, adayı sonuna kadar koruyacak objektif ve adil bir yargılama süreci işletmekle yükümlüdür.
Emsal Karar (Danıştay 8. Daire, E. 2019/8245, K. 2020/817): Bir doçent adayının, yabancı bir profesöre ait kitaptan 100 sayfa metni ve 350 adet dipnotu referans göstermeden aynen alarak intihal yaptığı iddia edilmiştir. Bu iddia üzerine Üniversite Etik Kurulu ve hatta konuyla ilgili Fikri Haklar Hukuk Mahkemesi dahi adayın intihal yaptığı yönünde olumsuz raporlar düzenlemiştir.
Ancak Danıştay, idarece verilen ret kararını çok önemli bir usul eksikliği nedeniyle bozmuştur. Danıştay kararında; bir dosyada intihal yapılıp yapılmadığının tespiti için sadece üniversite yönetiminin raporuyla veya ceza/hukuk mahkemesi kararlarıyla yetinilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Mahkemenin, mutlaka "ilgili spesifik akademik alandan seçilecek tamamen bağımsız ve tarafsız bilirkişiler eliyle yeni bir bilimsel inceleme yaptırması" ve oluşacak bu uzman raporuna göre karar vermesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.
Sonuç: Jürinin veya Doçentlik Komisyonunun tek taraflı görüşüyle adayın akademik hayatı sonlandırılamaz; nihai karar ancak tarafsız hocaların mikroskobik ve bilimsel incelemesi neticesinde verilebilir.
B. Haksız Yazarlık
Haksız yazarlık; esere aktif katkısı olmayanları yazar olarak eklemek veya aktif katkısı olanları yazar listesinden çıkarmaktır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2024/3538, K. 2025/1359 sayılı kararına konu olayda, adayın bir uzmanlık tezini makaleye dönüştürürken tezin asıl danışmanı olan hocasının bilgisi ve onayı dışında makaleyi tek yazarlı yayımlaması "haksız yazarlık" olarak cezalandırılmıştır. Zıt bir örnek olarak, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2025/26, K. 2025/1218 sayılı kararında ise adayın doktora tezinden ürettiği makaleye, teze hiçbir katkısı olmayan farklı kişileri (örneğin tez izleme komitesinde olmayanları) yazar olarak eklemesi eylemi yine haksız yazarlık gerekçesiyle başvurunun iptaline neden olmuştur.
Mevzuatımıza (Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi) göre haksız yazarlık eylemi;
- Aktif katkısı olmayan kişileri yazarlar arasına dâhil etmek veya olan kişileri dâhil etmemek,
- Yazar sıralamasını gerekçesiz ve uygun olmayan bir biçimde değiştirmek,
- Aktif katkısı olanların isimlerini sonraki baskılarda eserden çıkartmak,
- Veya aktif katkısı olmadığı halde nüfuzunu kullanarak ismini yazarlar arasına dâhil ettirmek olarak tanımlanmıştır.
Jüriler ve Etik Komisyonları, makalelerdeki yazar listelerini incelerken bazen çok acımasız ve varsayıma dayalı kararlar verebilmektedir. Ancak mahkemelerin bu konudaki yaklaşımını, somut yargı kararları üzerinden şu şekilde özetleyebiliriz:
1. İddia Şüpheden Uzak ve Somut Olarak İspatlanmalıdır (Adayı Koruyan Emsal Karar)
Eğer ortak yazarlı bir makaleniz varsa, jüri sadece "diğer yazarların bu esere ne katkı sunduğu anlaşılamadı" diyerek sizi haksız yazarlıkla suçlayamaz. Örneğin, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2025/26, K. 2025/1218 sayılı kararında tam da bu durum yaşanmıştır. Bir aday, doktora tezinden ürettiği yayınlara tez danışmanı veya tez izleme komitesinde olmayan başka akademisyenleri ortak yazar olarak eklemiştir. Etik Komisyonu uzmanları, bu yazarların yayınlara katkılarının "açıkça ölçülemediğini" belirterek adayı haksız yazarlıkla suçlamış ve doçentliğini iptal etmiştir.
Ancak mahkeme, adayı haklı bularak bu cezayı iptal etmiştir. Mahkemenin iptal gerekçesi şu şekildedir: Ortak yazarların çalışmaya literatür ekleme, metni yabancı dile çevirme veya editörlerle yazışma yapma gibi katkılarının olabileceği ihtimali göz önüne alındığında, davacıya isnat edilen "haksız yazarlık" fiilinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut bir şekilde ortaya konulamadıyanına hükmedilmiştir. Yargı, "katkısını tam ölçemedim" şeklindeki zayıf bir şüpheyle yılların emeğinin yok sayılamayacağını belirterek, haksız yazarlık kararını bozmuştur.
2. Gerçek Bir Emeğin Gizlenmesi Durumu (Cezanın Onandığı Durumlar)
Mahkemeler adayı korurken, bir başkasının bariz emeğinin gasp edildiği durumlarda ise tavizsizdir. Örneğin, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2024/3538, K. 2025/1359 sayılı kararında ; bir aday, asistanlık döneminde danışman hocasıyla birlikte yürüttüğü ve bitirdiği uzmanlık tezini, daha sonra uluslararası bir dergide "tek yazarlı" bir makale olarak yayımlatmıştır.
Mahkeme, tez çalışmasının danışman öğretim üyesinin rehberliğinde yürütülen bir süreç olduğunu, danışmanın emeğinin sürecin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulamıştır. Adayın, tezi Ana Bilim Dalı Başkanı ve tez danışmanı olan hocasının bilgisi ve onayı olmaksızın yayımlaması, açık bir şekilde aktif katkısı olan kişiyi esere dâhil etmemek (haksız yazarlık) kabul edilmiş ve doçentliğin iptali işlemi hukuka uygun bulunmuştur. Eğer çalışmalarınızda tez danışmanınızın veya projede fiilen yer alan birinin adını kasıtlı olarak silmediyseniz, bu tür bir sorunla karşılaşmazsınız.
3. Suçun Yanlış Nitelendirilmesi (İntihal ile Haksız Yazarlığın Karıştırılması)
Bazen jüriler adayı elemeye o kadar odaklanır ki, eylemi yanlış nitelendirir. Ankara 4. İdare Mahkemesinin E:2020/307, K:2021/716 sayılı kararında, bir öğretim üyesi, kendi danışmanlığındaki yüksek lisans öğrencisinin seminer ödevini makaleye dönüştürürken kendi ismini de esere ekletmiştir. Jüri bunu "başkasına ait eseri kendi eseri gibi göstermek" yani "intihal" olarak değerlendirmiştir.
Ancak mahkeme, adayın nüfuzunu kullanarak ismini öğrencinin eserine yazdırmasının intihal (fikir hırsızlığı) olamayacağını, bu eylemin ancak "haksız yazarlık" kapsamında değerlendirilebileceğini belirterek verilen ağır cezayı hukuka aykırı bulmuştur.
4. Haksız Yazarlık Eyleminin Ceza Hukuku (Adli Soruşturma) Boyutu
Haksız yazarlık bir akademik etik ihlali olmakla birlikte, mahkemeler bu eylemin adli bir suç (örneğin sahtecilik vb.) olmadığına da karar vermiştir. Danıştay 1. Dairesinin E. 2021/1781, K. 2021/1797 sayılı kararında incelendiği üzere ; aktif katkısı olmadığı hâlde nüfuzunu kullanarak ismini yazarlar arasına dâhil ettirmek eyleminin cezai niteliğinin bulunmadığı (yani savcılık veya ceza mahkemesinde yargılanmayı gerektrimeyeceği) açıkça hükme bağlanarak, aday hakkındaki lüzum-u muhakeme (yargılanma) kararı bozulmuş ve men-i muhakemesine (yargılanmasına yer olmadığına) hükmedilmiştir.
C. Tekrar Yayım (Mükerrer Yayın)
Tekrar yayım (mükerrer yayın); aynı verilerin ve çalışmanın akademik yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunulmasıdır. Mevzuatımızda yer alan Üniversitelerarası Kurul Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesine göre bu eylem, bir adayın aynı araştırmayı veya yayınları akademik atama ve yükselmelerde "ayrı yayınlar olarak" sunması şeklinde tanımlanmaktadır.
Ne var ki jüriler ve Etik Komisyonları, akademik camianın en doğal pratiklerinden biri olan "bir sempozyumda sunulan özet bildirinin daha sonra geliştirilerek makaleye dönüştürülmesi" gibi durumları bile acımasızca tekrar yayım olarak nitelendirebilmektedir. Mahkemeler ise konuya "tipiklik" ve "kasıt" unsurları üzerinden çok daha adil ve bilimsel bir pencereden bakmaktadır. Sizi rahatlatacak ve elinizi güçlendirecek yargı kararlarını şu başlıklar altında özetleyebilirim:
1. Bildirinin Geliştirilerek Makale Yapılması "Tekrar Yayım" Sayılamaz
Birçok akademisyen kongrelerde sundukları özet bildirileri daha sonra yeni veriler ve analizler ekleyerek makale haline getirmektedir. Jüriler bazen bu iki eserin başlıklarının aynı olmasından veya verilerin %90 oranında benzemesinden yola çıkarak adayı "tekrar yayım" yapmakla suçlamaktadır. Ancak Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2024/4506, K. 2025/929 sayılı emsal kararında bu durum açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.
Söz konusu davada bir kimya doçent adayı, yüksek lisans tezinden ürettiği özet bildirileri daha sonra hücre canlılık testleri, yükleme testleri gibi eklemeler yaparak araştırma makalesi haline getirmiştir. Etik Komisyonu, adayın %90 oranında aynı verilerden ürettiği, başlığı dahi aynı olan bir sözlü bildiri ile bir makaleyi aynı anda başvurusunda beyan edip ikisinden de ayrı ayrı puan almaya çalışmasını mükerrer yayın saymış ve etik ihlal kararı vererek doçentliğini iptal etmiştir.
Ancak mahkemece atanan bilirkişi heyeti; söz konusu bildirilerin ve makalelerin "birebir aynı eserler olmadığını", makalelerde bildiriye kıyasla ek araştırmaların (yeni testler vb.) bulunduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, eserler arasında içeriksel farklılıklar bulunması nedeniyle ortada birebir aynı (mükerrer) bir yayın olmadığını, dolayısıyla "tekrar yayım" suçunun tipiklik şartının gerçekleşmediğini vurgulamarak iptal kararını bozmuştur.
2. Etik İhlal Değil, En Fazla "Puanlama Hatası" Olabilir
Mahkemelerin bu konudaki en büyük koruma kalkanı, "puanlama hatası" ile "etik ihlali" birbirinden ayırmasıdır. Yukarıda bahsettiğim aynı kararda mahkeme; adayın birbirinin devamı niteliğindeki bildiri ve makalesini beyannamede ayrı ayrı puanlamasının, jüriler tarafından sadece bir puanlama meselesi olarak ele alınması gerektiğini belirtmiştir.
Yani jürinin yapması gereken; "Bu iki eser aynı çalışmanın ürünüdür, sadece birinden puan alabilirsin" diyerek fazla yazılan puanı düşmektir. Puanı düşmek yerine, adayı doğrudan "yanıltıcı beyan" veya "tekrar yayım" suçlamasıyla Etik Komisyona sevk etmek ve başvurusunu iptal etmek hukuka aykırıdır.
3. Kasıt Yoksa ve Durum Açıkça Belirtilmişse İhlal Oluşmaz
Bir eserin geliştirilmiş hali olduğu ön sözde veya dipnotta belirtilmişse, jüriyi aldatma kastı ortadan kalkar. Danıştay 8. Dairesinin E. 2019/7160, K. 2022/2809 sayılı kararına konu olan bir başka olayda; bir aday doktora tezini genişleterek ikinci baskı bir kitap olarak yayımlamış ve kitaba eklediği yeni bir bölümü de makale olarak başka bir dergiye göndermiştir. Jüri bu durumu tekrar yayım saymıştır.
Ancak yerel mahkeme kararında; kitabın ön sözünde çalışmanın tezin genişletilmiş hali olduğunun açıkça belirtildiği, eserlerin farklı isimlerle gizlenerek yayımlanması gibi bir aldatma kastının bulunmadığı, kitabın ve makalenin yayın süreçlerinin aynı zamanlara denk gelmesinin mükerrer yayın sayılamayacağı açıkça ifade edilerek adayın etik ihlalde bulunmadığına hükmedilmiştir.
D. Dilimleme
Dilimleme, Danıştay 8. Dairesinin E. 2021/7675, K. 2023/429 sayılı kararında örneklendirildiği üzere, bir araştırmanın sonuçlarını bütünlüğü bozacak şekilde yapay olarak parçalara ayırarak birden fazla sayıda yayımlayıp doçentlik başvurusunda ayrı eserler olarak puanlatmak biçiminde işlenen bir etik ihlal suçudur.
1. Mevzuattaki Tanımı ve Jürilerin Yanılgıları
Öncelikle mevzuatımızdaki tanımına bakıldığında dilimleme; bir araştırmanın sonuçlarını, araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun olmayan biçimde parçalara ayırıp birden fazla sayıda yayımlayıp bu yayınları akademik atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunma eylemidir. Ancak doçentlik jürileri, bazen aynı tezden veya projeden üretilen, fakat aslında birbirinden tamamen bağımsız testler veya veriler içeren bilimsel çalışmaları doğrudan "dilimleme" olarak nitelendirme hatasına düşebilmektedir.
İdari yargı mercileri ve bağımsız uzman kurullar ise bu noktada eserin bütünlüğünün gerçekten bozulup bozulmadığı kriterine odaklanmaktadır.
Emsal Karar (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi E. 2025/26, K. 2025/1218): Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin dosyasında incelenen somut bir olayda, adayın yayınlarında kullandığı testlerin birbirinden bağımsız olduğu ve üretilen tezin bütünlüğünü bozmadığı değerlendirilmiştir. Yüksek mahkeme, bu gerekçelerle adayın dilimleme eylemi kapsamında etik ihlalde bulunmadığına açıkça karar vermiştir.
Hukuki Çözüm: Çalışmalarınızda kullandığınız veriler veya uyguladığınız testler birbirini tekrar etmiyor ve bağımsız sonuçlar üretebiliyorsa, bu durum hukuken asla dilimleme sayılamaz.
2. Bilirkişi Heyetinin Tarafsızlığı Güvencesi
Mahkemelerin doçent adaylarını jürilerin haksız dilimleme iddialarına karşı koruyan en büyük güvencelerinden biri de "objektif ve tarafsız bilirkişi incelemesi" şartını mutlak bir usul kuralı olarak aramasıdır.
- Süreç Analizi: Danıştay 8. Dairesinin E. 2021/7675, K. 2023/429 sayılı emsal kararına konu olan uyuşmazlıkta; doçentlik başvurusu dosyasında yer alan çalışmaların aynı veriden yapılmış bir çalışmadan çoklu yayın yapma biçiminde dilimleme eylemini oluşturduğu gerekçesiyle başvurusu reddedilen bir adayın durumu incelenmiştir.
- İlk Derece Kararı: İlk derece mahkemesi, yargılama aşamasında atanan bilirkişi heyetinin olumsuz raporuna dayanarak davayı reddetmiştir.
- Danıştay'ın Yaklaşımı: Danıştay, bu kararı adayın lehine olacak şekilde bozmuştur. Yüksek mahkeme bozma gerekçesi olarak; mahkemece atanan bilirkişi heyetinde, davacının daha önce doçentlik unvanı almak için başvurduğu dönemlerdeki jüri üyelerinden birinin ya da ortak çalışması olan akademisyenlerin bulunmasını göstermiştir.
- Hukuki Yaptırım: Danıştay, bu durumun bilirkişi heyetinin objektifliğini ve tarafsızlığını zedeleyeceğini net bir biçimde belirterek, objektiflik konusunda hiçbir tereddüte mahal vermeyecek şekilde tamamen bağımsız yeni bir bilirkişi heyetinin tespiti ile alınacak bilimsel rapor sonrasında yeniden bir karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Bu emsal karar, jürilerin soyut dilimleme iddialarının yargı aşamasında sizinle geçmişte hiçbir husumeti veya bağı bulunmayan, tamamen tarafsız kurullarca titizlikle inceleneceğini gösteren çok güçlü bir hukuki kalkandır.
3. İdarenin Haklı Bulunduğu İstisnai Durumlar
Bununla birlikte, dilimleme iddialarında mahkemelerin idari merciyi haklı bulduğu durumlar da mevcuttur. Ancak bu cezalar ve ret kararları, sadece iddiaların somut ve inkar edilemez şekilde bilimsel olarak ispatlanmasıyla hukuken verilebilir.
Emsal Karar (Danıştay 8. Daire, E. 2020/3838, K. 2024/3834): Danıştay 8. Dairesinin kararına konu olayda, bir adayın eserleri üzerinde yapılan bağımsız uzman incelemesinde; adayın bir eserinin daha önce yayımlanan başka bir çalışmasının İngilizce çevirisi olduğu saptanmıştır. Eserin bütünüyle diğer eserinden kopyalanarak üretildiği, buna rağmen ayrı çalışmalar olarak değerlendirilmesi ve puanlanmasının etik kurallara aykırı olduğu saptanmıştır.
Mahkeme ancak bu kadar bariz kopyalama, intihal ve suni olarak bölme durumunun net şekilde tespit edildiği ağır vakalarda adayın dilimleme eylemini işlediğine kanaat getirerek idarenin ret işlemini hukuka uygun bulmaktadır.
E. Yanlış veya Yanıltıcı Beyan
Yanlış veya yanıltıcı beyan; jüriyi veya sistemi aldatmaya yönelik beyanlardır. Üniversitelerarası Kurul Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi'ne göre "yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmak", akademik atama ve yükseltmelerde eserlere ilişkin kasten yanlış bilgi verilmesini ifade eder. Jüriler, çoğu zaman beyanname doldurulurken yapılan basit bir kategorizasyon hatasını, indeks yanılgısını veya puanlama yanlışını hemen bu madde kapsamında etik ihlal olarak değerlendirip dosyayı reddedebilmektedir.
Ancak mahkemeler, bir eylemin bu suçu oluşturabilmesi için "kasıt" (bilerek ve isteyerek jüriyi aldatma amacı) unsurunun her türlü şüpheden uzak bir şekilde ispatlanmasını aramaktadır. Sizi rahatlatacak ve mahkemelerin bu konudaki koruyucu yaklaşımını net bir şekilde ortaya koyacak emsal yargı kararlarını şu başlıklar altında özetleyebilirim:
1. Ortak Yazarların Beyannamede Yazılmaması (Eksik Beyan)
Bazen adaylar, çok yazarlı eserlerini sisteme yüklerken beyanname formunda diğer yazarların isimlerini yazmayı unutabilmektedir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2023/2948, K. 2023/3651 sayılı kararına konu olan olayda, bir aday iki, dört ve yedi yazarlı makalelerini beyannamede diğer yazarları saklayarak "tek yazarlı" gibi göstermiş ve haksız yüksek puan elde etmeye çalışmakla suçlanmıştır.
Etik komisyonu, adayın doçentliğini iptal etmiştir. Ancak mahkemece atanan bilirkişi heyeti, adayın makalelerin tam metinlerini Doçentlik Bilgi Sistemine zaten yüklediğini, jürinin istediği an makaleye tıklayarak orijinal künyeden tüm yazarları görebildiğini tespit etmiştir. Mahkeme, sistemde tam metni açıkça yer alan bir eserin yazar isimlerinin "kasıtlı olarak saklandığının" iddia edilemeyeceğini, bu durumun adayın sistemi kullanmadaki "tecrübesizliği ve özensizliğinden" kaynaklandığını vurgulamıştır. Yanıltıcı beyan suçunun ancak "kasten" işlenebileceği belirtilerek, kasıt unsuru oluşmadığından doçentliğin iptali işlemi hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
2. Eserin Yanlış Kategoride Puanlanması veya İndeks Yanılgısı
Adayların sıklıkla düştüğü bir diğer hata, lisansüstü tezden üretilen bir yayını tezden üretilmemiş gibi puanlamak veya derginin tarandığı indeksi (örneğin ULAKBİM) yanlış seçmektir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2025/304, K. 2025/1570 sayılı kararında, tezden üretilen makalesini yanlış madde altında puanlayan ve ULAKBİM'de taranmayan bir dergiyi taranıyormuş gibi gösteren bir adayın durumu incelenmiştir. Ayrıca indekslerde taranmayan bir dergiyi taranıyor gibi göstermek de bu kapsama dâhil edilmeye çalışılmaktadır.
Mahkeme, bu eylemlerin sadece bir "beyan hatası" ve "yanılgı" olduğunu, eserin hakemli olmadığı halde hakemli gösterilmesi veya hiç var olmayan uydurma bir derginin mevcut gibi gösterilmesi durumunun bulunmadığını belirterek suçun "tipiklik" unsurunun oluşmadığına hükmetmiştir. Yargıya göre, idarenin yapması gereken şey adayı etik ihlalle cezalandırmak değil, hatalı puanlanmış o eseri asgari puan koşulları kapsamında değerlendirerek sadece puanını düşmektir.
3. Önceki Başvuruda "Alan Dışı" Sayılan Eserin Yeniden Sunulması
Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2024/3770, K. 2025/1351 sayılı kararına konu olayda, bir adayın önceki doçentlik başvurusunda "alan dışı" sayılarak iptal edilen bazı çalışmaları, aday tarafından yeni başvuru döneminde beyannameye tekrar eklenmiştir. İdare, adayın asgari koşulları sağlamadığını bildiği halde aynı eserleri sunmasını "yanıltıcı beyan" sayarak doçentliğini iptal etmiştir.
Ancak mahkeme, mevzuatta asgari koşulları sağlamadığı için başvurusu iptal edilen adayın yeni başvurusunda bu eserleri beyan etmesini kısıtlayan hiçbir açık hüküm bulunmadığını, adayın bu eyleminin etik ihlal sayılamayacağını ve en fazla komisyonca puanlamadan düşülebilecek bir durum olduğunu belirterek iptal kararını bozmuştur.
4. Gerçek Bir Yanıltma Kastının Bulunduğu Durumlar (İstisna)
Mahkemeler basit hataları korurken, adayın gerçekten henüz elde etmediği bir akademik başarıyı elde etmiş gibi göstererek sistemi aldatmaya çalıştığı kasti durumlarda idareyi haklı bulmaktadır.
Örneğin; Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin E. 2022/1391, K. 2022/2696 sayılı kararında, bir adayın araştırma raporu alınmış ancak henüz tescil edilmemiş ve sonuçlanmamış patent başvurularını, doçentlik dosyasına sanki "alınmış, onaylanmış patent" gibi beyan etmesi durumu incelenmiştir. Mahkeme, sonuçlandırılmamış patent belgelerinin alınmış gibi beyan edilmesinin kasıtlı, açık bir "yanlış veya yanıltıcı beyan" olduğunu belirterek idarenin verdiği iptal kararını hukuka uygun bulmuştur.
F. Etik Kurallara Uymamak (Etik İzin Eksiklikleri ve Sahtecilik)
Bu başlık altında, bilimsel araştırma süreçlerinde yasal ve etik mevzuatın emrettiği izinlerin alınmaması, izin süreçlerinde yanıltıcı beyanlarda bulunulması veya verilerin tahrif edilmesi gibi jüriler ve mahkemeler tarafından en ağır yaptırımlarla karşılanan ihlal türleri incelenmektedir.
1. Mevzuattaki Tanımlar
İlgili mevzuat ve Üniversitelerarası Kurul Yönergelerine göre bu iki ağır ihlal şu şekilde tanımlanmaktadır:
- Sahtecilik: Araştırmaya dayanmayan veriler üretmek, sunulan veya yayımlanan eseri gerçek olmayan verilere dayandırarak düzenlemek veya değiştirmek, yapılmamış bir araştırmayı yapılmış gibi göstermektir.
- İnsan ve Hayvanlar Üzerinde Yapılan Araştırmalarda Etik Kurallara Uymamak: Çalışmalara başlamadan önce alınması gereken izinleri yetkili birimlerden yazılı olarak almamak, ulusal veya uluslararası sözleşmelere aykırı davranmak ya da araştırma deneklerinin/katılımcılarının haklarına saygı göstermemek anlamına gelmektedir.
İdari yargıya yansıyan emsal kararlar, bu ağır ihlallerin hangi somut durumlarda vücut bulduğunu ve mahkemelerin idari ret işlemlerini hangi ispat standartlarıyla haklı bulduğunu açıkça ortaya koymaktadır:
2. Başka Bir Çalışmanın Etik Kurul Onay Numarasını Kullanarak Dergiyi Yanıltma (Sahtecilik)
Bilimsel dürüstlük ilkesi, her özgün çalışma için bağımsız ve gerçeğe uygun bir izin sürecinin yürütülmesini şart koşar.
Emsal Karar (Danıştay 8. Daire, E. 2017/3800, K. 2021/5855 ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu E. 2022/880, K. 2023/35 Onaması): Danıştay incelemesine konu olan somut olayda, bir doçent adayının makalesinde zorunlu olmasına rağmen etik kurul onayı almadığı ve bu durumu savunmasında da ikrar ettiği saptanmıştır. Adayın, sanki izin almış gibi başka bir esere ait etik kurul onay numarasını yeni makalesine yazarak dergiyi yanılttığı tespit edilmiştir.
Yüksek mahkeme, bu kasti eylemi açıkça "sahtecilik" etik ihlali olarak kabul etmiştir. Ayrıca aynı dosyada adayın, çalışmanın yapıldığı hastanenin seviyesi (üçüncü basamak bir hastane olup olmadığı) hakkında bilerek yanlış bilgi vermesi ve çalışma sürelerini uydurarak makalesinde gerçek dışı veriler sunması da sahtecilik kapsamında değerlendirilmiş; adayın doçentliğinin iptal edilmesi işlemi yargı tarafından hukuka uygun bulunmuştur.
3. Etik Kurul Onayının Çalışma Bittikten Sonra Alınması
Bilimsel araştırmalarda etik kuralların en temel ve tavizsiz şartlarından biri, iznin çalışmaya ve veri toplamaya başlanmadan önce alınmış olması zorunluluğudur.
- Hukuki Yaptırım: Yukarıda anılan emsal Danıştay kararında (E. 2017/3800, K. 2021/5855) tespit edilen bir diğer ihlalde, doçent adayının bir başka makalesinde yer alan klinik/deneysel çalışma tamamen bittikten sonra etik kurul onayı aldığı belirlenmiştir.
- Yargı Sonucu: Mahkeme, geriye dönük olarak alınan bu izni geçersiz sayarak, durumu doğrudan "insan ve hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda etik kurallara uymamak" kapsamında ağır bir etik ihlal olarak nitelendirmiş ve adayın başvurusunun iptal edilmesini onamıştır.
4. Zihinsel Engelli Çocuklar Gibi Hassas Gruplarda Etik İzin ve Aile Onamı Eksikliği
İnsan katılımcıların, özellikle de kendilerini hukuken koruyamayacak hassas grupların (çocuklar, engelliler vb.) dahil edildiği araştırmalarda mahkemeler etik izinlerin varlığını mikroskobik bir titizlikle incelemektedir.
Emsal Karar (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi, E. 2022/1580, K. 2022/3016): Bu karara konu olan olayda, doçent adayının zihinsel engelli çocuklar üzerinde 8 hafta süren deneysel bir çalışma (öfke düzeylerine ilişkin eğitsel oyun programı) yaptığı saptanmıştır. Ancak incelemede, bu insan araştırması için yasal olarak zorunlu olan etik kurul onayının ve engelli çocukların ailelerinden alınması gereken "aile onam yazılarının (bilgilendirilmiş olur formu)" dosyada bulunmadığı tespit edilmiştir.
Adayın, bu çalışmanın yayına yönelik olmayan basit bir öğrenci araştırması olduğu yönündeki savunması mahkeme tarafından kabul görmemiştir. Bölge İdare Mahkemesi; insan üzerinde yapılan bu tür araştırmaların niteliği ne olursa olsun kesinlikle yetkili kurulların etik değerlendirmesine ve ön iznine tabi olduğunu vurgulamıştır. Gerekli bilimsel izinler ve onam formları olmadan bu hassas araştırmanın yürütülüp yayımlanması, Yönergedeki "insan ve hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda etik kurallara uymamak" fiili kapsamında değerlendirilmiş ve doçentlik başvurusunun iptali işlemi bütünüyle hukuka uygun bulunarak onaylanmıştır.
G. Etik İhlal İddialarında İspat Standartları: Masumiyet Karinesi ve "Şüpheden Aday Yararlanır" İlkesi
Mahkemeler, doçentlik başvurularında ileri sürülen ret gerekçelerinin idare tarafından somut, her türlü şüpheden uzak ve bilimsel olarak ispatlanmasını aramaktadır. Bu yaklaşım, tam anlamıyla ceza hukukundaki "masumiyet karinesi" (suçluluğu ispatlanana kadar herkesin masum olduğu) ve "şüpheden sanık yararlanır" (in dubio pro reo) ilkelerinin akademik disiplin ve doçentlik uyuşmazlıklarına yansımış halidir.
Doçentlik sürecinde verilen bir ret veya etik ihlal kararı, bir akademisyenin yıllar süren emeği, mesleki onuru ve kariyeri için adeta ağır bir ceza niteliği taşımaktadır. Bu nedenle mahkemeler; idarenin (Üniversitelerarası Kurul veya jürilerin) varsayımlara, ihtimallere veya soyut şüphelere dayanarak bir adayın başvurusunu iptal etmesine kesinlikle müsamaha göstermemektedir.
1. Varsayımlara ve Soyut Şüphelere Dayalı Cezalandırma Yasağı
Mahkemeler, idarenin bir adayı usulsüzlükle suçlayabilmesi için bu fiilin somut olarak ortaya konulmasını mutlak bir şart olarak koşmaktadır.
- Uzun yıllar emek verilerek elde edilen akademik yeterlilik süreçlerinde, adayın aleyhine ağır sonuçlar doğuracak eylemler için basit ve soyut bir şüphe kesinlikle yeterli görülmemektedir.
- İdarenin, adayın kasten bir usulsüzlük yaptığını somut olarak kanıtlaması zorunludur.
- Tek başına yeterliliği olmayan birden çok şüpheli bulgunun bir araya getirilerek "varsayıma dayalı bir yoruma" gidilmesi, mahkemelerce hukuka aykırı bulunmaktadır.
- Ortada hukuki bir şüphe kalmışsa, bu durum idarenin değil, doğrudan adayın lehine yorumlanır.
2. Haksız Yazarlık İddialarında Şüpheden Adayın Yararlandırılması
"Şüpheden sanık yararlanır" ilkesinin doçentlik davalarındaki en net yansımaları doğrudan doğruya etik ihlal suçlamalarında karşımıza çıkmaktadır.
Emsal Karar (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi E. 2025/26, K. 2025/1218): İlgili dosyada adaya "haksız yazarlık" (ortak yazarların esere katkısı olmadığı hâlde listeye eklenmesi) suçlaması yöneltilmiştir. Yargılama sırasında alınan uzman raporunda, ortak yazarların esere aktif katkısının olup olmadığının "net olarak anlaşılamadığı" şeklinde şüphe ve belirsizlik barındıran ifadelere yer verilmiştir.
Yüksek mahkeme, bu tür belirsiz ve yoruma açık ifadeleri idarenin aleyhine, adayın ise lehine değerlendirmiştir. Davacıya isnat edilen fiilin her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut bir şekilde ortaya konulamadığını vurgulayan mahkeme, doçentlik başvurusunun iptali işlemini hukuka aykırı bularak iptal etmiştir.
3. Yanlış veya Yanıltıcı Beyan İddialarında Somut İspat Yükü
"Yanlış veya yanıltıcı beyan" iddialarında da idarenin somut ispat yükümlülüğü oldukça ağırdır.
Emsal Karar (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi E. 2023/2948, K. 2023/3651): Bu karara konu olan uyuşmazlıkta, beyannamesinde eserlerini puanlarken ortak yazarların isimlerini forma eklemeyen bir adayın durumu incelenmiştir. Hazırlanan bilirkişi raporunda; adayın, makalelerin tam metinlerini Doçentlik Bilgi Sistemine zaten yüklediği, jürinin makale dosyalarına tıkladığı anda orijinal künyeden tüm yazarları kolayca görebildiği, bu nedenle adayın yazar isimlerini "kasıtlı olarak sakladığını iddia etmenin mümkün olmadığı" saptanmıştır.
Mahkeme, bu fiilin adayın Doçentlik Bilgi Sistemini kullanmadaki "tecrübesizlik" ve "özensizliğinden" kaynaklandığını kabul etmiştir. "Yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmak" suçunun ancak bilerek, isteyerek ve kasıtlı olarak (aldatma kastıyla) işlenebileceğini vurgulamıştır. İdare, adayın kasten jüriyi yanıltma amacı taşıdığını şüpheden uzak bir şekilde ispatlayamadığı için, şüpheden aday yararlandırılmış ve iptal işlemi iptal edilmiştir.
4. Sahtecilik ve Etik İzin Eksikliği Suçlamalarında "Tipiklik" Şartı
Çok daha ağır suçlamalar olan "sahtecilik" veya "insan ve hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda etik kurallara uymamak" iddialarında dahi idari yargı aynı katı ispat standardını aramaktadır.
Emsal Karar (Danıştay 8. Daire, E. 2017/3800, K. 2021/5855): Danıştay tarafından verilen kararda; idare tarafından adaya yöneltilen ağır etik ihlal fiillerinin "şüpheden uzak bir tespitle ortaya konamadığı" saptanmıştır. Dahası, idarenin saptadığı eylemlerin yönergedeki suç tanımlarına uymadığı, yani ceza hukukunun en temel kurallarından biri olan "tipiklik şartını taşımadığı" belirtilmiştir. Danıştay, bu eksik ve şüpheli incelemeye dayalı cezalandırma işlemini hukuka aykırı bularak bozmuştur.
Adaylar İçin Hukuki Güvence Özeti
Tüm bu yargı kararları ışığında, idari yargının doçent adaylarını idarenin keyfi, sübjektif veya zayıf ihtimallere dayalı kararlarına karşı nasıl güçlü bir koruma kalkanı ile savunduğu açıkça görülmektedir.
Sürecinizi değerlendiren bir jüri üyesi veya Etik Komisyon; yalnızca "bu durumdan şüphelendim", "bana öyle geldi ki bu veriler başka yerden alınmış" veya "ortak yazarların katkı oranları tam net görünmüyor" gibi bilimsel kesinlikten uzak, varsayıma dayalı soyut iddialarla dosyanızı kesinlikle reddedemez.
İdare, aleyhinize bir yaptırım uygulayacaksa bunu yüzde yüz kesinlikle, objektif, somut ve inkar edilemez delillerle kanıtlamak zorundadır. Aleyhinize somut ve kesin bir delil sunulamadığı sürece, masumiyet karinesi gereği doçentlik başvurunuz ve akademik kariyeriniz yasal güvence altındadır.